
Gerçekte Türkiye İsrail’e tehdit değil. İsrail de Türkiye’ye tehdit değil. Türkiye, kuruluşundan yaklaşık olarak 1 yıl sonra, 24 Mart 1949’da İsrail’i tanıdı. Aslında Türkiye; İsrail’i tanıyan 44. ülke idi ama İsrail’i tanıyan Müslüman çoğunluklu ilk ülke olarak tarihe geçti.
Genel olarak Erdoğan dönemi; Türkiye-İsrail ilişkileri söylem bazında inişli çıkışlı dönemler içerse de ticari ilişkiler açısından hep iyi geçti. Erdoğan, İsrail’in güvenliğini ve çıkarlarını önceleyen Büyük Ortadoğu Projesine destek verdi, eş başkanlık yaptı ve bu kapsamda Irak, Libya ve Suriye’deki rejim değişikliği operasyonlarına azami katkı sağladı. Hatta; 6 Eylül 2007 gecesi, İsrail Hava Kuvvetleri’nin Suriye’nin Deyrizor bölgesindeki El Kibar nükleer tesisini imha ettiği “Orchard Operasyonu” için Türkiye Hava Sahasının kullanımına göz yumdu. Ayrıca; Gazze’deki insanlık dışı etnik arındırma saldırıları sırasında bile, tüm eleştirilere rağmen, İsrail ile olan ticari ilişkilerini sonlandırmadı, hatta Azerbaycan’dan İsrail için gelip Türkiye üzerinden geçen petrolün akışını dahi durdurmadı.
Bu gerçeklere rağmen, Netanyahu liderliğindeki İsrail’in Türkiye’ye düşmanlık yapmasının nedeni güvenlik değil, jeopolitik ve stratejik endişelerdir. Bu endişelerin ana kaynağı ise ABD’nin küresel ve bölgesel hedefleri için Karadeniz, Kafkasya, Orta Asya, Doğu Akdeniz ve Levant Bölgesi’nde Rusya, Çin ve İran’a karşı Türkiye’ye olan ihtiyacının artması ve bu ihtiyacın Türkiye’nin bölgede daha da güçlenmesine neden olacağı, bunun da İsrail’in aleyhine gelişmeleri tetikleyeceği korkusudur.
Türkiye’nin Karadeniz, Kafkasya, Orta Asya, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’yu birbirine bağlayan stratejik konumu, ABD ve NATO açısından önemlidir. ABD’nin Rusya’yı Karadeniz ve Kafkasya’da dengeleme, Çin’in Orta Asya’daki etkisini sınırlama ve İran’ın bölgesel nüfuzunu kontrol etme hedeflerinde Türkiye, ABD ve ABD liderliğindeki NATO için yeri doldurulamaz bir ortak haline gelmiştir.
Diğer taraftan; savunma sanayisindeki gelişimi, enerji koridorlarındaki rolü, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin NATO’nun ikinci büyük gücü olması, ülkenin sosyo ekonomik durumu ve demografisiyle Türk Silahlı Kuvvetleri’ni destekleyebilecek ve büyütebilecek insan gücü potansiyeli nedeniyle Türkiye; ABD ve NATO için vazgeçilmez bir duruma gelmiştir.
ABD Kendi Stratejisini NATO Stratejisi Yapıyor
Bu gelişmeler İsrail’i endişelendirmektedir. İsrail, Türkiye’nin bölgedeki nüfuzunun daha da artmasını kendi stratejik plan ve hedefleri açısından endişe ile karşılamakta ve dikkatle izlemektedir. ABD bu durumun farkında olup, her iki ülkeyi çıkar birlikteliğinde birleştirmek için büyük bir gayret sarf etmektedir. ABD’nin adeta Türkiye-Suriye-Irak-Lübnan Valisi gibi çalışan Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, Türkiye ve İsrail’i uzlaştırmaya ve yan yana getirmeye çalışmaktadır. Türkiye’deki iktidarın İsrail’e karşı yumuşak karnı ise; normal bir seçimi kazanma şansının kalmaması, antidemokratik uygulamalarına rağmen Türk halkından alamadığı meşruiyeti ve desteği ABD Başkanı Trump’dan alıyor olmasıdır. Bu durum; Türkiye’nin İsrail’e karşı hareket serbestisini kısıtlamaktadır.
Sonuç olarak, İsrail’in Türkiye’ye düşmanlığının temel nedenleri; ABD’nin Türkiye’ye olan artan ihtiyacı ve Türkiye ile güncel olarak yaşadığı gerilimlerdir. Bunlar ise; Gazze ve Filistin politikalarındaki keskin görüş ayrılıkları, Suriye’deki güvenlik dengeleri, Doğu Akdeniz’deki enerji ve deniz yetki alanı rekabeti ve bölgesel nüfuz çekişmeleridir.
ABD, küresel ve bölgesel hedefleri için kurguladığı kendi stratejisini NATO stratejisine dönüştürerek otuz bir NATO ülkesini kendi stratejik hedefleri için kullanmaya çalışmaktadır. 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesinde bu dönüşümün sancıları ve sorunları yaşandı. ABD; Rusya’nın sıkıştırılmasını, Çin ile birlikte çevrelenmesini, Rusya-Ukrayna Savaşı’nda ve İran gerginliği ve çatışmasında NATO ülkelerinin daha aktif olarak görev almasını, ağırlık merkezinin Asya-Pasifik bölgesine kaydırılmasını istiyor. Bu kapsamda da NATO ülkelerinin savunma harcamalarını ve kapasitelerini arttırmasını ve artan savunma harcamalarından ABD’deki savunma sanayi için katma değer yaratmayı hedefliyor.
Trump’ın NATO hakkındaki olumsuz düşünceleri, özellikle Avrupa’nın savunmada daha fazla sorumluluk alması, askeri harcamalara daha fazla katılması ve bu konuda ısrarlı olmasının etkisi zirvede önemli rol oynadı. Ankara’daki NATO Zirvesi, ABD ile Avrupalılar arasında iki yıldır derinleşmiş olan bu sorunları çözmedi, sadece halının altına süpürdü.
Sorunlar sürüyor ama Washington silahlanma konusunu ve NATO 3.0 dönüşümünü sorunların gidericisi olarak görüyor. ABD’nin bu konuda iki hedefi var; NATO üyelerinin savunma harcamalarını GSYH’nin yüzde 5’ine çıkarmak ve silah satışında saadet zinciri oluşturmak.
Türkiye’nin ise rolü giderek artıyor. NATO 3.0 dönüşümünde Türkiye; cephe ülkesi olacak ve ABD tarafından verilecek önemli görevleri üstlenecek. Bu nedenle ABD, Türkiye’de iktidarın el değiştirmesini istemiyor, Türkiye’deki antidemokratik koşulların varlığıyla, muhaliflerin içeri atılmasıyla ve insan hak ve özgürlüklerinin yok edilmesiyle ilgilenmiyor.
Türkiye-İsrail Savaşında NATO Kimi Destekler?
ABD, Türkiye söz konusu olduğunda daha çok Türkiye’nin jeopolitik konumu ve NATO 3.0 kapsamında üstleneceği görevlerle ilgileniyor. Türkiye; Karadeniz, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’nun kesiştiği yerde olup, NATO’nun güney kanadında kilit ülke konumundadır. Bu nedenle Ankara Zirvesi’nin ana konularından biri güney kanadının güçlendirilmesi olmuş ve Türkiye’nin rolü daha da öne çıkmıştır.
Türkiye’nin NATO’nun güney kanadındaki öneminin belirgin biçimde artmasının sebebi; Karadeniz’e erişim imkânı, Doğu Akdeniz’deki konumu, Suriye, Irak ve İran’a komşu olması, Kafkasya ve Orta Asya’ya açılan kapı durumunda bulunması, güçlü savunma sanayisi ve çatışma deneyimine sahip silahlı kuvvetlerinin varlığı olarak gösterilmektedir. Bu nedenle Türkiye’nin, NATO’nun artık kanat ülkesi değil, merkez ve cephe ülkesi olduğu görülmektedir. Adana 6. Kolordu’da yeni bir karargâhın ve İstanbul Boğazı’nda NATO’nun Deniz Unsuru Komutanlığının tesis edilmesi; bu durumun açık göstergesidir.
Trump’ın NATO Ankara Zirvesi’ne gelmeden önce, Türkiye’ye uygulanan CAATSA yaptırımlarının kaldırıldığını açıklaması, F-35 programına geri dönüş sinyali vermesi, Kaan uçakları için gerekli olan uçak motorlarının Türkiye’ye verilmesinin önünün açılacağını içeren açıklamalar yapması ve bunların Ankara’da gerçekleşen müzakeresi; önemli birer gelişmedir. Ancak bunların gerçekleşeceğine dair henüz kesin bir bilgi olmayıp, görüşmeler sürdürülmektedir. İsrail, bu gelişmelerden de memnun değil.
Yanıtı merak edilen soru şu; “Türkiye-İsrail arasındaki bu gerginlik ve düşmanca söylemler iki ülke arasında bir savaşı tetikler mi? Eğer böyle bir savaş olursa ABD’nin ve NATO’nun tavrı ne olur?”
Bu soruya kısa bir yanıt vermek gerekirse; iki ülke arasında bir savaşın çıkması teorik olarak mümkün. Ancak yakın vadede doğrudan ve kapsamlı bir Türkiye-İsrail savaşı çok düşük bir olasılık. Dolaylı bir çatışma, vekâlet unsurları üzerinden gerilim veya Suriye sahasında istenmeyen askeri bir sürtüşme veya çatışma riski daha yüksek.
Türkiye ve İsrail arasında doğrudan ve kapsamlı bir savaş olma ihtimalinin düşük olmasının nedenleri;
- Ortak kara sınırının olmaması,
- Her iki ülkenin güçlü silahlı kuvvetlere sahip olması ve savaşın her iki taraf için yaratacağı yüksel maliyet nedeniyle karşılıklı caydırıcılık,
- ABD ve NATO başta olmak üzere büyük aktörlerin Türkiye ile İsrail arasında doğrudan bir savaşı engellemeye çalışacak olması, bunun sebebinin de böyle bir çatışmanın Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’nun tamamını istikrarsızlaştırabilme ihtimalinin olması,
- Böylesi bir savaşın enerji, ticaret ve finans piyasaları üzerinde küresel etkiler doğurabileceğidir.
Buna karşılık, her iki ülke arasında çatışma riskinin arttığı alanlar ise;
- Suriye hava sahasında Türk ve İsrail unsurlarının karşı karşıya gelmesi,
- Yanlış hesaplama veya istihbarat sonucu yaşanabilecek sınırlı askeri olaylar veya çatışmalar,
- İHA, füzeler veya özel kuvvet operasyonları gibi sınırlı ve dolaylı çatışmalar,
- Bölgesel vekil güçler ve terör örgütleri üzerinden gerilimin tırmanması şeklinde olabilir.
Sonuç olarak; Türkiye ve İsrail arasında doğrudan, geniş çaplı bir savaş olasılığı çok düşüktür. Ancak; Suriye ve Doğu Akdeniz’de sınırlı bir askeri çatışma yaşanma riski vardır ve siyasi, diplomatik ve istihbarat rekabeti artarak devam edecektir. Her iki ülke arasında savaş çıkması durumunda ABD ve NATO, asla Türkiye’den yana tavır almaz. Hatta; açık olmayan yöntemlerle, ABD ve bazı NATO ülkeleri İsrail’e destek verirler. Türkiye–Pakistan–Suudi Arabistan arasında son yıllarda artan savunma ve güvenlik iş birliğinin geliştirilerek NATO’nun 5. maddesine benzer bir şekilde savunma ittifakı kurmaları ise mümkün değildir. Türkiye’nin NATO üyeliği buna engeldir.
Türker Ertürk
![]()