Geçtiğimiz hafta, sosyal medyada çokça dolaşan ve herkesin birbirine gönderdiği kısa bir video vardı. Bu videoda İngiltere Başbakanı Boris Johnson, bir gazeteciye ayak üstü sokakta röportaj veriyordu. Bu esnada yanlarına yaklaşan ve diplerine kadar giren bir kişi, Brexit politikasını çok sert ve tacizkâr bir biçimde eleştirirken Johnson sadece konuşmasına devam etti, arada bir arkasına dönerek biraz da saldırgan bir dil kullanan şahsa bakmakla yetindi, bir tepki vermedi ve dengesini korumasını bildi.

Bu videonun Türkiye’de çokça paylaşılmasının nedeni ise halen Türkiye’de iktidarın tesis ve idame ettiği hoşgörüsüz, eleştiriye tahammülsüz, otoriter, demokrasi ve çağdaşlık kriterlerinden zerre kadar nasibini almamış iklimdir. Çünkü böyle bir olay Türkiye’de olsa, bunun karşılığı aynı işi en hafifinden bile yapan şahsa tekme tokat girişmek, ağzını burnunu kırdırmak, en galiz küfürleri etmek ve bunların dış güçler mi yoksa muhalefet tarafından mı organize edildiği hakkında ne ararsanız günlerce televizyonlarda iktidarın en yetkili ağızlarından duymak olurdu.

Askeri Dönemlere Bile Rahmet Okutur!

Ayrıca bu kadarla da yetinilmez, emir komuta içinde yargı sistemine direktif verilir, dava açtırılır ve cezalandırılırdı. Eğer sistem içinden hukuk, adalet ve vicdani kanaat diyenler olursa, baskı altına alınır, yetmez ise başka bir göreve sürülerek yerine AKP örgütünün referansı ile sisteme entegre edilen hâkim görünümlü birileri ile gereken işlem yaptırılırdı. Durumumuz; abartısız olarak aynen budur!

Tabii ki eski Türkiye’nin de eleştirilecek yönleri vardı ama bugün yaşadığımız rezaletlerin ve hukuksuzlukların hiçbiri yoktu! Uzağa gitmeyelim, bugün aramızda olmayan Demirel ve Ecevit dönemlerinde yapılan bir eleştiri nedeniyle bitmez tükenmez tazminat ve yargı davalarının benzerleri yaşanmadı ve korumaları tarafından sille tokat, öldüresiye kimse dövülmedi! Bugün yaşadıklarımız, askeri dönemlere bile rahmet okutmaktadır!

Geçen hafta yaşadığımız ve imrenerek videosunu izlediğimiz Boris Johnson’ın hoşgörülü ve demokratik tavrını bile gölgede bırakacak başka bir gelişme daha oldu İngiltere’de. Bunun kahramanı da Boris’in kardeşi Jo Johnson’dı!

İstifa Ederek Onurlu Bir Tavır Gösterdi

Jo Johnson hem bakanlıktan hem de parlamentodan istifa etti ve siyaseti bıraktığını açıkladı. Jo, istifa açıklamasında “Aileme sadakatle ülkemin çıkarları arasında kaldım” dedi. “Eğer göreve devam edersem ve aileme, yani ağabeyime sadakat gösterirsem ülkemin çıkarları aleyhine davranmış olacağım” demek istedi ve bu çelişkiyi yaşamamak için mecbur olmamasına ve kamuoyundan bir tepki gelmemesine rağmen, onurlu bir tavır göstererek istifa etti.

Jo Johnson; ağabeyi sayesinde yani akrabalık ilişkileri nedeniyle siyasette bir yerlere gelebilmiş biri değil. Ağabeyinden önce parlamentoya giren, bir önceki Başbakan Theresa May de dahil, üç farklı başbakanın altında bakanlık yapan ve akrabalık ilişkileri nedeniyle, siyasi kazanımlarından onurlu bir vazgeçiş gösteren ilkeli bir insan ve siyasetçi.

Bu Sistemden Jo’lar Çıkmaz!

Böyle bir davranışı bizim siyasetçilerimizde görebilmek zor. Hele hele “Siyasal İslamcı” dünya görüşünden ve biat kültürden gelen iktidar kanadında görmek adeta imkânsız. Bugün Türkiye; ağırlıklı olarak liyakatsizlerin dayanışma içinde olduğu “Akraba-Ahbap Çavuş” ilişkisi içinde yönetiliyor, yani yönetilemiyor ve her geçen gün felakete doğru sürükleniyor. Bu kesimde sadakat imama, tarikat şeyhine, akraba ve çıkar ilişkileri içinde bulunulan ağabeye, dayıya, amcaya ve liyakatsiz olduğu halde kendisini göreve getiren kişiye gösterilir. Bu sistemden ve dünya görüşünden Jo gibi çağdaş ilkeleri olan insanlar kolay kolay çıkmaz.

Partiye sadakat de sadakat hiyerarşisi içinde aşağılardadır. Siyasi partiler; vatana ve millete hizmet için bir araçtır, amaç değildir! Partiye ve onun liderine olan sadakat, koşulludur! Esas sadakat, vatana ve millete olur. Eğer parti ve onun lideri ülkenin çıkarları ve güvenliği ile çelişen kararlar veriyorsa ve tasarruflarda bulunuyorsa; burada sadakat biter ve üst sadakat devreye girer.

İngiltere’de Boris Johnson’un partisi Muhafazakâr Parti (Conservative Party) iktidarda ama Avrupa Birliği’nden çıkış (Brexit) yöntemleri konusunda farklı düşünen ve lideri Boris Jonhson’ın Brexit siyasetinin ülkenin çıkarlarıyla çeliştiğini değerlendiren bazı Muhafazakâr Parti milletvekilleri liderlerine isyan ettiler ve muhalefetle beraber hareket ediyorlar.

Sadakate Devam Ediliyorsa Ülkemize İhanet Var Demektir!

Geçen ay (Ağustos 2019) AKP’den ihraç edilen eski Başbakan Ahmet Davutoğlu, “Terörle mücadele defterleri açılırsa birçok insan insan yüzüne çıkamaz, 7 Haziran ile 1 Kasım arası en kritik dönemlerden biri!” diyerek, iktidarın terörle iltisaklı işlerde rolü olduğuna dair imada bulunup tehdit etti. Ama arkasını getirmedi ve sustu! Davutoğlu ayrıca; “Ben partime hiç ihanet etmedim” dedi. Sayın Davutoğlu; eğer siz partinize bu suçlamalarınıza rağmen ihanet etmediniz ve sıdkı sadakatle bağlılık gösterdiyseniz ve hala susarak gösteriyorsanız, vatana ve millete ihanet etmişsiniz ve hala ediyorsunuz demektir. Yanılıyor muyum?

Bugün iktidar, ülkemizin güvenliği ve çıkarları ile taban tabana çelişen işler yapıyor ve ülkemizi felakete sürüklüyor. Örneğin; Suriye’de bugüne kadar yanlış işler ve yanlış adamlarla iş birliği yaptı ve hala yapmaya devam ediyor. İktidarın Suriye’de terörist unsurlarla mücadele ettiği doğru değil. İktidar, Suriye’yi bölmeye ve parçalamaya çalışan unsurlara hala ve sonuna kadar yardım ediyor. Şûra sonrası istifa eden generallerin istifa nedenleri arasında bu da var! İktidar, iktidarda kalabilmek için Güvenli Bölge anlaşması ile ABD’ye yine teslim oldu! Sizi kandırmak için arada bir ABD’ye meydan okuyor! Suriye’nin bölünmesinin BOP’un hedeflerine bir adım daha yaklaşılması ve Türkiye’nin bölünmesi demek olduğunu biliyor musunuz? AKP’li milletvekillerine sesleniyorum; ülkemizi felakete sürükleyen bu iradeye göstereceğiniz sadakatin karşılığının vatanımıza ve milletimize karşı bir ihanet olduğunun farkında mısınız?

Türker Ertürk

 

Sosyal Medyada Paylaşın...