Temaruz

Geçtiğimiz Perşembe günü 30 Ağustos Zafer Bayramımızın 90’ıncı yıldönümünü kutladık. Her türlü faşizan baskıya rağmen kutlamaya çalıştık dersek belki daha doğru olur! Tüm ülkede tam bir rezillik yaşandı. Bayramın idrakinde olan ve onu kutlamaya çalışanlarla kutlamayı engellemeye çalışan ve devlet gücünü ele geçirmiş çete arasında çeşitli mücadelelere tanık olduk.

Ülkemiz işgal altında olsa durum aynı olurdu! İşgal kuvvetleri komutanlığı bizim bu bayramı kutlamamıza izin vermezdi. Çünkü bayramlar ulusal bilinci kuvvetlendiren olgulardan bir tanesidir. Ama o zaman her tarafta dalgalanan farklı bayrak nedeniyle halk bir bütün olarak işgale direnirdi. Şimdi ise daha kötü, örtülü işgal altındayız. Dalgalanan bayraklar bizim. İşte bu nedenle işgal altında olduğumuzun anlaşılması biraz zaman alıyor.

Zafer Bayramı aynı zamanda Türk Silahlı Kuvvetleri günüdür. Dünyada her ülke de böyle bir gün kutlanır. Yabancı dilde buna Armed Forces Day ( Silahlı Kuvvetler Günü ) denir. Bu özel günde yapılan davetlerde ve resepsiyonlarda ev sahipliğini askerler yapar. Bizde yurtdışında bulunduğumuz zamanlarda bu davetlere katıldık ve askerlerin ev sahipliğine şahit oldu. Bizde ise bu gelenek geçen yıl yapılan bir maskaralıkla değiştirildi. Örneğin bu sene İstanbul’da verilen davette ev sahipliğini vali yaptı biliyor musunuz? Bu durum kabul edilemez ve tarihsel derinliği olan bir yurtseverde bu davete icabet etmez.

Ateş açılmalıydı

Hatay’da terörist, devletin polisine “ sen bana karışamazsın Erdoğan davet etti bizi buraya “ diyor ama aynı polis Isparta’da Atatürk anıtına çelenk koymaya çalışan CHP’li gruba müdahale ediyor. Bence ateş açmaları daha uygun düşerdi! İşte AKP’nin 30 Ağustos 2012’de ülkemizi getirdiği yer burasıdır.

1 Eylül tarihli Aydınlık gazetesinin birinci sayfasında yan yana iki resim gördüm. İkisinde de Atatürk anıtı vardı. Birisi Türkiye’den; anıta çelenk sunmak için yurtseverlerle polis arasında arbede var, diğeri Romanya’dan; huzur içinde Atatürk anıtına çelenkler sunulmuş. AKP’nin ileri demokrasisi bu olsa gerek! Eskiden Kızıl Sultana karşı özgürlük arayışları Makedonya dağlarından verilirdi, eğer böyle giderse şimdiki istibdatta karşı mücadele Balkanlar’a, Avrupa’ya ve Kafkasya’ya taşınacak gibi.

Ertesi günü 31 Ağustos’ta mezuniyet törenine katılmak için Deniz Harp Okuluna gittim. Törene başbakan da katılacağı için intikal yolları üzerinde neredeyse 50 metrede bir polisleri dizmişler. Ben bugüne kadar böyle bir emniyet tedbiri ne yaşadım, ne gördüm. Hani Allah’ın verdiği canı Allah alıyordu? Sizi temin ederim ki bir komşu ülke veya bir Avrupa ülkesi başbakanı için böyle koruma ordusu seferber edilmiyor.

Törene Erdoğan yine geç kaldı ve yerine Cumhurbaşkanı vekilinden sonra oturdu. Birisi lütfen ona protokol kurallarını öğretsin. Yakışmıyor, böyle bir husus dünyanın hiçbir ciddi ülkesinde meydana gelmez.

Mezuniyet töreni gerçekten görkemliydi ve çok güzeldi ama coşku ve heyecan yoktu. Dijital terör unsuru uydurma belgelerle bu kadar çok asker zindanlarda emperyalizmin emri gereğince çürütülürken bu coşkuyu da beklemek sanırım haksızlık olur.

Tören programı gereğince günümüzden 50 yıl önce mezun olan emekli subaylar bu yıl mezun olan 2012 mezunu teğmenlere diploma vereceklerdi. Fakat 1962 mezunları törene gelmediği için bu yapılamadı. Basında öğrendiğimize göre aynı protesto Kara ve Hava Harp Okulları’nda da olmuş. Silah arkadaşları Erdoğan’ın savcısı olduğunu bizzat kendisi söylediği davalarda uydurma belgelerle zindanlardayken onun karşısına geçip tören yapmak gerçekten uygun olmazdı. Bu nedenle bu protestoya katılan 1962 mezunu Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri mensubu emekli general, amiral ve subayları kutluyorum.

Nazım’la tekrar küs olunmuş

Mezuniyet töreni için tek eleştirim ise Nazım Hikmet’in törenden çıkarılmış olmasıdır. O şiirleri ile töreni eskisi gibi süslemeliydi. Biz, Türkçenin en büyük şairi olan, kurtuluş savaşını ve Atatürk’ü dizeleriyle en iyi anlatan ve Bahriye Mektebi’nin rahle-i tedrisatından geçen Nazım’ı Türk Silahlı Kuvvetleri ile barıştırmıştık. Törende gördük ki Nazım çıkarılmış ve tekrar küs olunmuş. Sormadık nedenini, yalan söylemek mecburiyetinde kalmasınlar diye. Sanırım emir büyük yerden gelmiştir.

Abdullah Gül’ü sorarsanız hem Zafer Bayramı’nda hem de harp okullarının mezuniyet törenlerinde namevcuttu. Hastaymış! Gül Çok istememe rağmen doktorların tavsiyesi üzerine törenlere katılamıyorumdiyor ve pijamalı olarak bir elinde Suriye dosyası ve başucunda ABD eski Başkanı Bush’un kitabı olduğu halde görüntü veriyor.

Sevgili okurlar kişinin bazı isteklerini yerine getirmek, bir kazanç elde etmek veya sorumluluklarından kaçmak amacıyla var olan bir rahatsızlığını aşırı derecede abartması veya olmadığı halde rahatsızlığı varmış gibi göstermesi durumuna temaruz denir. Sizce Abdullah Gül’ün durumu bu tanımlamaya girer mi? Takdir sizin!

Geniş halk kitlelerinin beklentisi aynı zamanda Başkomutanlığı temsil eden Cumhurbaşkanı’nın iki eli kanda da olsa sorumluluğunu yerine getirmesi şeklindeydi.

Medyaya servis edilen ve pijamalı olarak hastaneden görüntü veren fotoğraflara bakarak bir an için Gül’ün gerçekten yerinden kalkamayacak derecede hasta olduğunu düşünelim ve kendisine acil şifalar dileyelim. O zaman sormak isteriz, eldeki dosya ve başucundaki kitap ile ne mesaj vermeye çalıştı? “ Tayyip’e karşı beni destekleyin çıkarlarınızı ondan daha iyi korurum “ mu demek istiyor. Hiç şüpheniz olmasın ABD mesajı aldı.

Bu arada Gül’ün yasal görev süresinin 28 Ağustos’ta dolduğunu biliyor musunuz?

Zafer Bayramınızı tekrar kutluyorum. Ne Mutlu Türküm Diyene.

Türker Ertürk

Beğendim(0)Beğenmedim(0)
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Her hakkı saklıdır. © erturkturker@gmail.com