Şok Doktrini

Geçtiğimiz hafta sonu (10 Ekim 2015) Ankara’da meydana gelen terör saldırısında 99 insanımızı kaybettik. Öncelikle yaşamını kaybedenlere Allah’tan rahmet, ailelerine, yakınlarına, milletimize başsağlığı ve sabırlar diliyoruz.

Terör konusunda unutmamamız gereken en önemli şey şudur; Terör mutlaka lanetlenmelidir ve kınanmalıdır ama tek başına bunlar yetmez. Terör konusunda ortak anlayış ve mücadele yoksa lanetleme ve kınama sadece boş laftan ibarettir. Terörün iyisi ve kötüsü olmaz. Terör nereden gelirse gelsin, kimden kaynaklanırsa kaynaklansın ve hangi amaca hizmet ederse etsin asla mazur gösterilemez ve bu bir insanlık suçudur.

Samimi değilsiniz

IŞİDPKKPYDEl-KaideEl-NusraMüslüman Kardeşler ve Özgür Suriye Ordusu dahil hepsi dört dörtlük terör örgütüdür. Bunlar katliamlar yapmışlardır, insanlık suçu işlemişlerdir ve buna devam etmektedirler. Eğer bu örgütlerden bazılarını siz terör örgütü sınıflandırmasına almıyorsanız samimi değilsiniz demektir.

Gelelim Ankara’daki terör katliamına. Aynen cinayet olayında olduğu gibi bu işten kimin veya kimlerin yararı var, ona bakmak lazım. Bu saldırı emperyalizmin plan hedeflerine yönelik olarak Türkiye’yi terörize etmek, istikrarsızlaştırmak ve direncini kırmak için yapılmıştır. Asıl amaç Türkiye’nin önüne konan ama yaşamsal çıkarlarına aykırı olan emperyal plana karşı çıkamaz hale getirmek ve ikna etmektir.

Devleti suçlamak

Bu saldırının arkasında devleti aramak veya ülkemizin iç savaş ortamına getirilmesinde, ayrışmasında ve kutuplaşmasında affedilmeyecek derecede AKP’nin vebali olmasına rağmen AKP’yi göstermek ya saflıktır, ya da maksatlı! Durum çok açık olarak böyleyken siyasi ikbal ve seçimlere yatırım için Türkiye Cumhuriyetini suçlamak bizim için iyi şeyler düşünmeyen emperyalizmin ekmeğine yağ sürmektir.

Ankara’daki terör katliamına ve sonrasının dehşetli görüntülerine ihtiyaç vardı. Suruç saldırısı da bu ihtiyaca karşılık yapıldı! Daha da olacak! Tetiği kimin çektiğinin ve canlı bombanın kim olduğunun ve hangi örgüte ait olduğunun hiç önemi yok. Çünkü büyük ölçekli değişimi gerçekleştirebilmek için felaketlere ihtiyaç var. Aynen yaratıcı tahripte (creative destruction) olduğu gibi. Yeniden yapabilmek ve dizayn edebilmek için eskisinin tahrip edilmesi gerek.

Vesvese değil

Türkiye’de rejim değişikliği yapmak, kurucu ideolojimizi değiştirmek istiyorlar. Türkiye’yi Büyük Ortadoğu Projesine yönelik olarak dönüştürmek, federatif yapıya getirmek ve sonra büyük bir parça koparmayı planlıyorlar. Bu topraklarda bizi biz yapan ve bir arada yaşamamızı sağlayan ortak değerleri yok etmeyi düşünüyorlar. Çünkü onların çıkarları bunu gerektiriyor. Bunlar size vesvese veya komplo teorisi gibi gelmesin. Eğer şüpheniz varsa, ülkemizin çevresine bakın son 20 yılda yaşananları analiz edin ondan sonra varın gerisini siz tahmin edin.

Anlatmaya çalıştığımız bu değişiklikleri bir ülkenin iktidarını satın alsanız bile yapamazsınız. Bunları yapabilmek ve halka kabul ettirebilmek için başka şeylere ihtiyaç var. O ülkenin halkını, aydınlarını, bürokrasisini şok etmeniz lazım. Aynen elektro şok gibi! Tıpkı ağır işkence altında arkadaşlarının adını veren, ülkesine, inancına ve ideolojisine sadakatini yitiren ve ihanet eden insan gibi!

Elektro şok

Doğal ve yapay krizler, savaşlar, doğal afetler, darbeler, yaygın terör saldırıları, toplumsal işkenceler ve ağır ekonomik bunalımlar toplumları radikal bir biçimde değiştirebilmek için yapılabilecek şok terapilerdir.

Şok Doktrini-Felaket Kapitalizmi adlı kitabında Kanadalı yazar, aktivist ve siyaset analisti Naomi Klein’ne göre “küresel çaptaki serbest piyasanın zafere demokratik araçlarla ulaştığı düşüncesi bir safsatadan ibarettir. ‘Şok Terapisi’ doktrinine uygun şokların uygulanmasının hemen ardından, toplumların hızla çokuluslu şirketlerin çıkarları doğrultusunda sil baştan düzenlenmesini gerektiren felaket kapitalizmi macerası 11 Eylül 2001’de başlamamıştır” diyor.

Bu politikanın izlerini, ABD’li ekonomist Milton Friedman’ın ve Chicago Okulu iktisadının görüşleri doğrultusunda, ekonomik politikalar, ‘şok ve dehşet’ salan savaşlar ile 1950’lerde CIA’in finanse ettiği üstü örtülü elektroşok ve duygusal yoksunlaştırma deneyleri arasında bir bağ vardır. Bu bağ günümüzde Guantanamo Körfezi’ndeki hukuk dışı hapishanelere kadar devam ettirilmiştir” diyen Klein ilk uygulamanın 1973’de Şili’de yapıldığını anlatıyor.

Yaşadıklarımız terapinin gereği

Şimdi Türkiye’yi değerlendirelim; 1980 öncesi yaygın terör ve şiddet, ağır ekonomik bunalım, arkasından darbe, yaygın işkence, aydınlara baskı, partilerin kapatılması ve geçmişleri ile bağlarının koparılması, otoriter bir anayasa, Turgut Özal ve ülkemizi sömürge haline sokan, iliklerimize kadar tam bağımlı getiren ve bugünlere ulaştıran serbest piyasa.

Günümüzde karşı devrimi çokça konuşuyoruz ama bunun en önemli kilometre taşının o gün, yani 1980 öncesi hazırlandığını ve sonrasında sahneye konduğunu ve yıldız isminin Turgut Özal olduğunun biliyor musunuz?

Bugün Türkiye’ye “şok terapi” uygulanıyor. Dehşet görüntülü terör saldırıları bu terapinin gereği. Bunları toplumu; ortak değerlerinden uzaklaştırmak, ayrıştırmak, bezdirmek, kutuplaşma sarmalını derinleştirmek, direncini kırmak ve emperyal plan hedeflerine yönelik olarak ülkemizi yeni tasarımına razı etmek için yapıyor ve yaptırıyorlar.

Saygılar sunarım.

Beğendim(16)Beğenmedim(1)
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

, , , , , , , ,

Her hakkı saklıdır. © erturkturker@gmail.com