Sıcak ve Küresel Bir Savaştayız

Günümüzde; dünyadaki 7 milyar insandan 5 milyarı yoksulluk ve sefalet içinde. Bırakın fakir ülkeleri, dünyanın jandarmalığını yapan süper güç ABD’ye bakalım; ABD nüfus idaresinin rakamlarına göre, 44 milyon Amerikalı yoksulluk içinde yaşıyor. ABD’deki çocukların yüzde 20’si de bu yoksul kesimde yer alıyor.

Dünyanın en zengin 85 insanının serveti, en yoksul 3,5 miyar insanın servetinin toplamından fazla. Dünyanın en yoksul yüzde 50’lik kesimi küresel servetin yüzde 1’ine sahipken; en zengin yüzde 10, küresel servetin yüzde 86’sını elinde tutuyor.

Dünyada halen devam eden ve her geçen gün daha da kötüye giden yoksulluk ve gelir dağılımındaki adaletsizliği özetleyen yukarıdaki rakamları, Philip Kotler’ın “Kapitalizmle Yüzleşmek” adlı kitabından aldım. Yazarın sosyalist olmadığının, kapitalist ekonomik modele inandığının da altını çizmek isterim.

ABD’nin Hedefi

Kapitalizm; 1917-1989 arasında, tam olarak 70 yıl boyunca sosyalizmle savaş halindeydi. En sonunda bu savaşı kazandı. Sosyalizmin kalesi konumundaki Sovyetler Birliği’nin çözülmesi ve yıkılması ile birlikte, kapitalizmin ağababası konumunda bulunan ABD, tek süper güç olarak kaldı. Bu sefer, 1990’dan itibaren ABD, hedefini tek kutuplu dünya düzenini sonsuza kadar sürdürmek olarak belirledi.

Soğuk Savaş (1947-1989); esasında Doğu ve Batı arasında 1917’de başlayan bir çekişmenin ürünüydü, özellikle II. Dünya Savaşı’ndan (1939-1945) sonra daha belirgin bir hale geldi. Soğuk Savaş 42 yıl sürdü ve bitiminden bu güne kadar ise, 27 yıl geçti.

Bu süreleri birbiriyle kıyaslarsanız, Soğuk Savaş olarak adlandırılan zaman dilimini; savaşlar, çatışmalar ve kitlesel terör açısından 1990’da başlayan ve halen devam eden dönemle kıyas kabul edilmeyecek şekilde, barış ve huzur dönemi olarak değerlendirmek mümkün.

Soğuk Savaş Dönemi Daha İyi İdi!

Sadece barış, huzur ve güvenlik de değil! Yoksulluğun, açlığın, sefaletin artması ve yaygınlaşması, gelir dağılımındaki eşitsizliğin fahiş oranlara ulaşması ve dünyada orta sınıfın yok olması; halen yaşadığımız ama, dünyaya “küreselleşme”, demokrasi, özgürlükler ve insan hakları olarak takdim ettikleri bu dönemde gerçekleşti ve gerçekleşiyor.

Zengin ülkelerin halkları da fakirleşmeden nasibini alıyor. OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı) raporlarında; gelir dağılımındaki eşitsizliğin, zengin ülkelerde bile rekor düzeye ulaştığı belirtiliyor. Avrupa’da; çalışanların sosyal güvenceleri her geçen gün azalıyor, işsizlik artıyor ve sosyal devlet kavramı aşınıyor.

Bu sorunların gerçek nedeni, dünyada dengenin bozulmuş olmasıdır. Tek kutuplu dünya, dengesizliktir. Soğuk Savaş döneminde bizlere öyle anlatılmasa da, dünyada bir denge vardı. O nedenle; görece olarak Soğuk Savaş döneminde barış, huzur, güvenlik ve gelir paylaşımındaki adalet, günümüzden daha iyi idi.

Küresel Hükümet

Küresel bir düzen var ise, küresel bir otorite veya hükümet de var olacak demektir. Böyle bir düzende, başka otoriteye veya güç merkezine asla hoşgörü gösterilemez. Ulus devletlere bu nedenle düşmanlık edilmekte, hegemonyaya direnen bölge güçlerinin başı ezilmeye, Çin ve Rusya kuşatılarak, istikrarsızlaştırılarak ve silahlanma yarışına sokularak, iflas ettirilmeye ve çökertilmeye çalışılmaktadır. Amaç; Soğuk Savaş sonrasında meydana gelen tek kutuplu dünya düzenini, sonsuza kadar sürdürmektir.

“Küreselleşme” denen şey; başını ABD’nin çektiği Batı otoritesini, onun ekonomik, siyasi ve kültürel sistemini tüm yerküreye, her türlü vasıtalarla dayatmaktır. Dünyanın tamamında sınırların kalktığı tek bir pazarda; liberal ekonomi ile kapital, mal ve hizmetlerin serbestçe dolaşabilmesi, emeğin ise sınırlı ve kontrollü bir biçimde dolaşabilmesi sistemidir. Küreselleşmeyi daha açık bir biçimde anlatmak gerekirse; “Dünya nüfusunun yüzde birini bile bulmayan çok küçük bir azınlığın, dünyayı istediği gibi yönetmesidir” diyebiliriz.

Hegemonyal Savaş

Dünyada hiçbir ülke, ABD’den daha fazla savaşa ve çatışmaya neden olmamıştır. ABD, barış ve istikrar istemiyor. ABD, hegemonyaya direnen herkesi ne olursa olsun ezmek istiyor. ABD’nin esasında müttefiklere de ihtiyacı yok. Çünkü; kararları tek başına alıyor ve herkesin bu kararlara uymasını istiyor.

ABD’nin yöneticileri, en yetkili ağızlardan; “Küresel liderliğimizi ve askeri üstünlüğümüzü devam ettirmek istiyoruz” diyorlar. Bu liderliği sürdürebilmenin gereği ve bedeli, halen dünyamızın içinde bulunduğu savaşın devamıdır. Bu savaşı; “Hegemonyal Küresel Savaş” olarak da adlandırmak mümkündür. Yani bugün; soğuk değil, sıcak ve küresel bir savaşın içindeyiz.

Dördüncü Nesil Savaş

Bu savaş, bildiğiniz savaşlardan değil. Dördüncü Nesil Savaş (Forth Generation Warfare) olarak adlandırılan bu savaşın doktrini; Soğuk Savaş’ın henüz bittiği 1990’lı yılların başlarında, ABD’de oluşturulmuş. Bu savaşta; asker ile sivil, barış ile çatışma, cephe ile emniyetli bölge, dost ile düşman kavramları arasındaki ayrımlar bulanıktır. Bu savaşta, devlete bağlı olmayan aktörler yaygın olarak kullanılır. Terörizm, hukuk, Birleşmiş Milletler yaptırımları, STK’lar, medya, ekonomik manipülasyonlar, seçilmiş mahrem bilgilerin basına servis edilmesi bu savaşın enstrümanlarındandır.

Hiç şüpheniz olmasın; Panama Belgeleri’nin basına servis edilmesi, halen devam eden bu savaşın bir operasyonudur. Aksini düşünmek, ciddi biçimde saflık olur. Bırakın bu savaşın önemli hedeflerinden biri olan Putin’i ve Rusya’yı, niye hedef İzlanda ve onun Başbakanı Sigmundur Gunnlaugsson oldu, hiç düşündünüz mü?

Niye İzlanda?

İzlanda küçücük bir ülke ama, Arktik Bölgesine (Kuzey Kutup Bölgesi) ABD, Kanada, Rusya, Norveç, Danimarka ve İsveç ile birlikte komşu olan sekiz ülkeden biri. Burası; enerji kaynaklarıyla, buzulların erimesi ve deniz ticaret yollarına açılması ile birlikte önemi çok artan bir bölge. Yani jeopolitik önemi, geçmişle kıyaslanmayacak kadar arttı.

İzlanda; özellikle 2006’dan itibaren, Rusya ve Çin’e yaklaştı ve Çin’le serbest ticaret antlaşması imzalayan tek Avrupa ülkesi. Avrupa’ya ihracat için Arktik rotaları kullanmaya başlayan Çin, İzlanda’yı Avrupa için terminal merkezi yapmak istiyor ve yatırımlar yapıyor. İzlanda’nın balıkçılık başta olmak üzere, Brüksel ile sorunları var. Küçük ama yaramaz bir ülke. Söz dinlemiyor ve burnunun dikine gidiyor.

İzlanda, operasyonu yiyince bakalım rotasını değiştirecek mi? Başka operasyonlara da hazırlıklı olmalı! Bu savaş, böyle bir savaş! Türkiye de çıkarları gerektirdiği için, Orta İrtifa Hava Savunma Sistemini Çin’den alacaktı. Operasyonları yiyince, çıkarlarının gerektirdiğinden vazgeçti!

Saygılar sunarım.

Beğendim(0)Beğenmedim(0)
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

, , , , , , , , ,

Her hakkı saklıdır. © erturkturker@gmail.com