22 Haziran 2012’de, Doğu Akdeniz’de bir savaş uçağımızın Suriye tarafından düşürüldüğü, gündemimize flaş bir haber olarak oturmuştu. Suriye’de ABD tarafından başlatılan vekâlet savaşının henüz 16’ıncı ayındaydık. Ne yazık ki Türkiye, kendi çıkarlarının ve güvenliğinin aksine, bu vekâlet savaşına Büyük Ortadoğu Projesi’nin Eş Başkanlığı kapsamında balıklama dalmış, bu insanlık dışı savaş için ardına kadar açmış olduğu kendi topraklarının eski Osmanlı coğrafyası olan Suriye’ye doğru büyüyeceğini sanmıştı.

Malatya, Erhaç hava meydanından kalkan, 173. Keşif Filosuna bağlı bir RF-4 E (Phantom) tipi keşif uçağımız Suriye’nin sahil kenti olan Lazkiye’ye 8 mil mesafede ve Suriye hava sahası içinde düşürüldü. Belli ki; savaş uçağımız Suriye’deki vekâlet savaşı için keşif yapma adına, siyasi iktidar tarafından oraya gönderilmişti. Halbuki ülkemizin çıkarları ve güvenliği açısından bu yapılan çok yanlıştı! Ama askerin itiraz edecek ve “Bu doğru olmaz” diyecek gücü yoktu! “Hayır” diyebilecekler; Ergenekon ve Balyoz operasyonları ile susturulmuş, tasfiye edilmiş, içeri atılmış, geriye kalanlar sindirilmiş ve bugün FETÖ denen o gün ise yere göğe konamayan cemaatin köstebeklerine alan açılmıştı.

Doğru Karar Milli Projeydi!

İktidar, Suriye’yi vurarak uçağımızın düşürülmesine yanıt vermek istedi. Zaten iktidar, Suriye’ye karşı ilan edilmemiş bir savaş içindeydi. Ama uzmanlar, Suriye’yi açıkça hava saldırısı ile vurmamız halinde Suriye’nin de elinde bulunan balistik füzelerle (SCUD-B) reaksiyon gösterebileceğini, İstanbul ve Ankara gibi şehirlerimizi vurabileceğini ama Türkiye’nin bu füzelere karşı savunmasının olmadığını rapor etti.

Bunun üzerine iktidar, balistik füzelere karşı orta ve yüksek irtifa hava savunması için hemen ABD’den Patriot Füze Savunma Sistemi almak istedi. Halbuki yapılması gereken; Türkiye’nin balistik füzelere karşı harekât ihtiyacını karşılayacak milli bir sistemin tasarlanması ve üretilmesiydi. Buna kimsenin itirazı olamazdı, bunu yapacak bilgi birikimimiz de vardı ama iktidarın bekleyecek zamanı yoktu. Beşar Esad’ın işini bitirmek ve “Yeni Osmanlı” hayali üzerinden Suriye’de bir egemenlik alanı peşindeydi. ABD ise iktidarın bu niyetinin farkındaydı. “Siyasal İslam” (Ilımlı İslam) ve “Yeni Osmanlıcılık”; ABD’nin Türkiye’deki iktidarı kandırmak ve projelerinde kullanmak için önüne sürdüğü balık yemleriydi. ABD, kendi kontrolü dışında Suriye’de iş yapılmasını istemediği için Patriot’ları Türkiye’ye vermedi ama NATO kontrolünde altı Patriot bataryası Gaziantep, Kahramanmaraş ve Adana’da geçici olarak konuşlandırıldı.

Amaç Kamuoyunu Aldatmaktı

Bunun üzerine harekât ihtiyacı belirlendi ve ihtiyacı karşılamak üzere ihaleye çıkıldı. Yaklaşık 4 milyar dolar olan projeyi Çin kazandı. Çin’in projesi iyiydi. Çünkü nispeten açık mimariliydi ve teknoloji transferi içeriyordu. Ama iki yıl sonra iktidar, ABD’nin baskısıyla projeyi iptal etti. Açıklama olarak; “Bu konuda milli bir proje geliştireceğiz” dendi ama bir şey yapılmadı. Kamuoyunu kandırmaya ve oyalamaya yönelik bir açıklamaydı bu!

22 Kasım 2015’de, Türkiye’ye karşı hiçbir düşmanca tutumu olmayan ve Suriye’de teröristlere karşı operasyon yapan bir Rus Savaş Uçağını (SU-24M) hava sahamızı ihlal ettiği iddiası ile düşürdük. Halbuki Rusya’nın Suriye’de teröristlere karşı sürdürdüğü operasyon, ülkemizin çıkarları ve güvenliği ile örtüşüyordu.

S-400 Tek Kişilik Bir Siyasi Karardı

Rus uçağı düşürülünce, Ruslarla aramızdaki tüm ilişkiler ticaret, müteahhitlik ve turizm de dâhil olmak üzere bozuldu ve Türkiye kaybeden taraf oldu. Ayrıca; iktidar Rusların misilleme yapmasından da çok korktu ve 5. Madde gereğince NATO’yu Ruslara karşı yardıma çağırdı. Ama ekonomimizin, Rusların her alanda koyduğu ambargoya karşı koyacak gücü yoktu. Sonunda pes edildi, biraz da aşağılanarak, Haziran 2016’da Putin’den özür dilendi ve bolca tazminatlar, cezalandırmayı da kapsayacak şekilde ödendi.

15 Temmuz Darbe Girişimi’nden sonra, bu sefer iktidar ABD’ye tepki olarak Rusya tarafına savruldu. Ve bu tepkinin bir sonucu olarak Eylül 2017’de Ruslarla yaklaşık 2,5 milyar dolarlık S-400 anlaşması yapıldı. Ama bu proje, Çin projesinden farklı olarak, teknoloji transferi içermiyordu. S-400 alınmasına karar verilmesi, bir tehdit değerlendirmesi ve bu tehdide karşı bir harekât ihtiyacının karşılığı olarak gelişmedi. Bu; içinde askerin kurumsal olarak yer almadığı, tek kişilik bir siyasi kararın sonucuydu.

İhtiyacımız İttifak Değil, Çok Seslilik!

ABD, şimdi yine şantaj yapıyor. Çin projesini iptal ettirdiği gibi! Papazı aldığı gibi! Çünkü ABD biliyor ki; rejim değişikliğinden sonra Türkiye’de en yaşamsal kararlar bile tek kişi tarafından alınıyor. Ekonomik iflası da ekleyince, Türkiye’nin bu sistemle ne yazık ki ABD’ye karşı tamamen kamp değiştirmekten başka hiçbir kozu yok. O da koz sayılırsa! ABD ise Türkiye’yi ikna edeceğinden emin ve her alanda şantaja ve mesaj vermeye devam ediyor! Bu iktidarın da başka çıkışı yok! Zaten S-400’leri alma kararı verdiğine de çok pişman. İktidar, S-400 kararından “Karizmayı çizdirmeden nasıl vaz geçerim”in peşinde!  Bunun emarelerini de veriyor. “S-400’ü alırız ama hava savunma sistemimize entegre etmeyiz” demek; “Parayı çöpe atarız, silahı da depoya koyarız” demektir!  Halkı kandırmak için böyle bir ara çözüme ihtiyaçları var! S-400’ler sonradan başka bir ülkeye de satılabilir!

Bakınız, başımıza gelen tüm felaketlerin ana nedeni tek sesli olmak. Ama şimdi “Bu tek sesliliği pekiştirelim” diyorlar, ittifak adı altında! Hatta buna bazı muhalif sesler de farklı farklı kişisel ve örgütsel nedenlerle destek veriyor! Buna katılmak mümkün değil! Türkiye’nin ihtiyacı olan şey tek seslilik değil, çok sesliliktir.

Gelecek yazımızda; “Türkiye tamamen kamp değiştirebilir mi? S-400 mü yoksa Patriot mı daha iyi? S-400’ün hava savunma sistemimize entegre edilmesi NATO için istihbarat zafiyeti doğurur mu?” konularını masaya yatıracağız.

Sosyal Medyada Paylaşın...
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •