Rusya’dan Sevgilerle

Rusya’dan Sevgilerle; İngiliz film yapım şirketi “EON Production” tarafından, 1963’de çekilen Bond serisi filmlerin ikincisiydi. Filmin başrolü olan James Bond rolünü; ilk film Dr. No’da olduğu gibi, yine İskoç kökenli oyuncu Sean Connery oynamıştı.

007 kod adıyla İngiliz dış istihbarat servisi “MI-6” adına çalışan Deniz Binbaşı James Bond; Ian Fleming tarafından 1952’de yaratılan, hayali bir İngiliz ajan karakteriydi. Ian Fleming (1908-1964); ölene kadar, bu karakter etrafında bir çok roman ve küçük hikaye yazdı. Romanları da ünlü olmasına rağmen James Bond; film serisi sayesinde çok tanınmış ve popüler olmuştu. Fleming’in ölmesinden sonra, hikayelerin üretimine başka yazarlarla devam edilmişti. James Bond, aynı zamanda dünyanın en uzun serili filmi olma özelliğine sahip olup, hala yenileri çekilmeye devam edilmektedir.

Ekim Devrimi

“Rusya’dan Sevgilerle” filminin büyük kısmı İstanbul’da geçmekteydi. Filmde; İngiliz Gizli Servisi, James Bond’a Rusların elinde olan Lektor şifreleme makinesini alma görevini verir ve bu amaçla İstanbul’a gönderir.

James Bond karakterinin yaratıldığı ve seri filmlerinin çekildiği dönem, Soğuk Savaş yıllarıdır. Amansız bir mücadele vardır; sosyalizme ve onun güçlü kalesi durumunda olan Sovyetler Birliği’ne karşı. Esasında bu savaş; 1917’de, Ekim Devrimi ile başladı. Devrimin amacı; Rusya’yı emperyalist savaştan kurtarmak, işçi ve köylüleri temsil eden iktidarı kurmak, toprak aristokrasisine karşı halkın çoğunluğu olan yoksul kitlelerin lehine toprakları ortak mülkiyete devretmek ve burjuvaziye karşı işçi ve emekçi sınıfın çıkarlarını savunmaktı.

Hitler’i Desteklediler
Amaçları itibarıyla devrim, emperyalist aşamaya geçmiş kapitalist dünya için yaşamsal olarak büyük tehditti. Bu nedenle Hitler, başlangıçta Sovyetler Birliği’ne karşı desteklendi. Bugün Kapital-Finans emperyalist sisteminin önemli güç merkezlerinden olan General Motors, DuPont ve Ford; Nazi iktidarına destek verdi ve Almanya’yı Sovyetler Birliği’nin üzerine gönderdi.

ABD’nin 33. Başkanı olan ve göreve 1945’de Franklin D. Roosevelt’in ölümü üzerine başkan yardımcısı iken gelen Harry S. Truman, 5 Haziran1941’de ABD Senatosu’nda; “Almanya’nın kazandığını görürsek, Rusya’ya yardım etmeliyiz. Rusya’nın kazandığını görürsek, Almanya’ya yardım etmeliyiz. Böylece; olabildiğince adam öldürmelerini sağlamış oluruz” şeklinde konuşmuştur.

Fiziken Değil Fikren Tehditti!
II. Dünya Savaşı’ndan sonra, kapitalist sistem için artık tehdit; sosyalizm ve onun güçlü kalesi Sovyetler Birliği’dir. Çünkü; savaştan yıkımla çıkan ve yoksulluğun ezici etkisi altında kalan Avrupa’da yaşayan geniş kitleler için sosyalizm, cazibesini çok arttırmıştır. Soğuk Savaş sırasında (1946-1989), Kızıl Ordu’nun en güçlü olduğu dönemde bile Sovyetler Birliği, askeri olarak ABD’ye karşı tehdit olamamıştır. Yani Sovyetler Birliği; kapitalist sistem için fiziken değil, fikren tehdit olmuştur. Soğuk Savaş’ın hemen sonrasında Rusya’ya giden ve onlarla tatbikat yapan bir uzman olarak şunu söyleyebilirim ki; Sovyetler Birliği’nin askeri gücü, ABD ve NATO tarafından, bize gerçek gücünün çok çok üzerinde tanıtılmış ve takdim edilmiştir.

Sovyetler Birliği kuşatılmış, yeşil kuşak ile çevrelenmiş, kaynaklarını verimsiz alanlarda kullansın diye silahlanma yarışına sokulmuş, Afganistan Savaşı (1979-1989) ile son darbe vurularak iflas ettirilmiş ve çözülmesi sağlanmıştır. 1917’den 1990’a kadar 73 yıl süren bu savaşta; sosyalizmi ve onun kalesi Sovyetler Birliğini itibarsızlaştırabilmek ve ötekileştirebilmek için çok şey yapıldı. James Bond serisi gibi filmler, bu faaliyete yönelik toplumsal mühendisliğin bir parçasıydı.

Halkın Ne Düşündüğünün Önemi Yoktu!
Türkiye de, bu dönemde çok acı çekti. Çünkü Türkiye, kapitalist bloğun kuyruğundan ayrılmamalıydı. Darbeler bunun için yapıldı. Özgürlük girişimleri bunun için ezildi ve bastırıldı. Sol örgütler terörize edildi, itibarsızlaştırıldı ve ajanlarla dolduruldu.

Türkiye; yeşil kuşağın içindeydi ve cephe ülkesiydi. Türkiye’deki halkın ne düşündüğünün, demokratik talebinin ne olduğunun hiç mi hiç önemi yoktu! Soğuk Savaş’ın en çok tırmandığı günlerde çekilen “Rusya’dan Sevgilerle” filminde -rol için de olsa- Deniz Binbaşı James Bond, bu nedenle İstanbul’a gönderildi.

Ne Yapmak İstiyorlar?

Bugün; Sovyetler Birliği’nin ardılı olan Rusya’da artık sosyalizm yok, kapitalist ekonomik model uygulanıyor. Ama sorun bitmedi. Kapital-Finans emperyalist sistem şimdi de; tek kutuplu dünya düzenini sonsuza kadar sürdürmek, enerji ve hammadde kaynaklarına egemen olmak, dünyanın ekonomik, askeri ve siyasi ağırlık merkezinin doğuya ve özellikle Asya-Pasifik bölgesine doğru kayışını durdurmak, enerji kaynakları bakımından zengin Ortadoğu’nun siyasi haritasını yeniden çizmek, hegemonyaya direnenleri ezmek, Rusya ve Çin’i kuşatarak, çevresini istikrarsızlaştırarak, silahlanma yarışına sokarak, ve sıcak savaşların içine alarak, aynen Sovyetler Birliği’ne yapıldığı gibi, iflas ettirmek ve parçalamak istemektedir.

Gerçekte Rusya; sıcak denizlere mi inmeye çalışıyor? Emperyalist amaçlar peşinde mi? Türkiye’ye tehdit mi? Seneye 100’üncü yıl dönümü idrak edilecek olan 1917 Ekim Devriminin Türkiye’ye etkileri nelerdi? Suriye’ye niye müdahale etti, ne yapmaya çalışıyor? Haftaya bu konuları analiz etmeye çalışacağız.

Saygılar sunarım.

Beğendim(0)Beğenmedim(0)
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

, , , , , , , ,

Her hakkı saklıdır. © erturkturker@gmail.com