Çok şükür; çok kötü günleri geride bırakarak yeni bir yıla girdik ve bugün 2020’nin ilk mesai günü. Sizler de geçtiğimiz yıla nazaran daha kötü günlerin bizleri beklediğini görebiliyor ve idrak ediyor musunuz? “Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir” özlü sözü durumu gerçekten çok güzel anlatıyor. Çok uzağa gitmeye gerek yok. Aynı şeyler 2016, 2017 ve 2018 için de geçerli olmuştu. Tüm zamanların en ünlü bilim insanı Albert Einstein “Aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp farklı sonuç beklemek deliliktir” diyor. Türkiye’nin şu andaki durumu da aynen bu bilim insanının tanımladığı gibi!

Türkiye’de işlerin düzelebilmesi ve her gün, her hafta, her ay ve her yıl daha da kötüye giden durumun iyileştirilebilmesi için ya iktidarın kafasının değişmesi lazım ya da kafayı değiştirmemekte ısrar eden iktidarın değişmesi lazım. Görebildiğim kadarı ile bu iktidarın kafasını değiştirmesi çok zor, hatta imkânsız gibi! Değişememesinin esas nedeni ise; iktidar çağdaş bir dünya görüşüne sahip değil, Türkiye’nin kurucu ideolojisi ile çok ciddi sorunları var ve milli değil.

İktidar Değişimi Şart

Bugün geldiğimiz durum itibarıyla; Türkiye’nin güvenliği, huzuru, iç barışı, çıkarları ve refahı için iktidarın gitmesi adeta gerek şart ama yeter şart değil. Tabii ki iktidar gidince bir anda her şey çok güzel olmayacak. Ama iktidar gitmeden ülkemiz için bir düzelme ve iyileşme beklemek Albert Einstein’ı bir defa daha haklı çıkarmaktan başka bir işe yaramaz!

Bu yılın gelecek yılları da derinden etkileyecek en önemli girişimi ve birlikteliği “PROJE 2020” olmalı! Yani Türkiye için iktidar değişimi projesi. Burada değişimden kastımız; antidemokratik, gayri anayasal, gayri hukuki yöntemler değil ve darbecilik hiç değil! Biliyorsunuz; demokratik ve çağdaş ülkelerde iktidarın değişmesi için istekte bulunmak ve bunun için mücadele etmek hem normal hem de demokratik bir hak. Ama ne yazık ki bizim ülkemizde ve bu iktidar döneminde bu talep suçlanma ve korku vesilesi oldu!

Gümbür Gümbür Gidecekler

Bazen soruyorlar; “Dünyanın neresinde baskıcı ve otoriter yönetimler ve liderler demokratik yöntemlerle gitmiştir?” diye. Ben de cevaben “Gümbür gümbür gidecekler ve hesap da verecekler” diyorum! Tek sorun; ülkemize acı çektiriyorlar, kaynaklarını tüketiyorlar! Sadece tarihe bakın, yeter! Nerede Ortaçağ’ın o güçlü monarşileri, tek adam yönetimleri? Güçlü ordularına, zaptiyelerine ve engizisyonlarına rağmen, birer birer yıkılıp gittiler. Onlar da sonuna kadar dini kullanıyordu! Yıkanlar ise yazmaktan, konuşmaktan, bilim ve fikir üretmekten başka gücü olmayan aydınların ve bilim insanlarının önderliğinde ve yol göstericiliğindeki halktı. Yakın dünya tarihi de bunun sayısız örnekleri ile dolu.

Yapılması gereken; ülkemizi felakete doğru sürükleyen iktidara karşı bir araya gelmek, Millet İttifakı’nı korumak, “armudun sapı, üzümün çöpü” demeden, “geçmişte sen yanlış yerde durmuştun” diyerek ötekileştirmeden büyümek, dindar insanlarımızı din tacirleri ile aynı kefeye koymamak ve kucaklamaktır. Bugün iktidara karşı mücadele eden normal bir yurttaşımız bir birim mücadele ediyorsa, İslami kimliği daha önde olan bir yurttaşımız en az beş birim mücadele etmeli. Çünkü İslam, yaşadığımız topraklarda iktidar nedeniyle çok itibar kaybetti!

Gelelim Libya İşine

Şimdi de başımıza Libya işi çıktı! Libya’da emperyalizm tarafından tetiklenen ve sürdürülen bir iç savaş var. Bu savaş uzarsa kazanan emperyalizm, kaybeden Libyalılar olacak. Türkiye’yi yöneten iktidar iradesi bu emperyalist savaşın ateşine epey bir zamandır odun taşıyordu ve şimdi de Meclis’ten yetki alarak benzin dökme peşinde. Aynen Suriye’de olduğu gibi!

İç savaşta kardeş kardeşi öldürür, hem de acımasızca. Türkiye‘ye düşen görev; bu savaşta taraf olmak değil, taraflar arasında arabulucu olmaktır! Türkiye, tarihten gelen özelliği ve ağırlığı nedeniyle, Libya‘da taraflar arasında arabulucu olma ve savaşı sonlandırma imkânına sahip olan belki de tek ülke. Ama böyle giderse, iktidar bu pis ve emperyalist savaşta iyice taraf olarak Türkiye‘nin bu imkânını ve itibarını yok edecek. Gazi Türkiye Büyük Millet Meclisi, kuruluşunun 100’üncü yılını idrak edeceğimiz bu önemli yılda bu duruma asla geçit vermemeli!

İktidar Mavi Vatan Peşinde Değil!

Libya’ya asker göndermek; ülkemizin çıkarına, güvenliğine ve bölgedeki itibarına zarar verir! Ayrıca destek verilen taraf; Atatürk’e ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu ideolojisine düşman olan İhvancı (Müslüman Kardeşler) bir yönetim. Bu yapı Libya’nın sadece yüzde 6’sını kontrol ediyor, kuşatma altında ve her an düşebilir. Türkiye’nin çıkarları ve güvenliği bu kadar kolay riske edilir ve kumar oynanır mı? Ama iktidar, Libya iç savaşına asker göndermeyi meşrulaştırabilmek, Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti düşmanı bir yapıya verdiği desteği sanki milliymiş gibi bir havaya sokarak halkımızı kandırmak için Libya ile deniz yetki alanlarının sınırlandırılması mutabakat muhtırasını imzaladı ve bunu kullanmaya çalışıyor.

İktidar Mavi Vatan peşinde değil. Olsaydı; daha önce Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ilan edilir, Libya ile daha önce deniz yetki alanları konusunda anlaşma yapılır, Suriye, İsrail ve Mısır ile masaya oturulurdu. Ama iktidarın İhvan ve Hamas sevgisi ve ideolojik yakınlığı yüzünden bu üç ülkeyle de kavgalıyız. Kavgalı olmak ülkemize kaybettiriyor, kazandırmıyor!

İhvan’la Birlikte Olan Kaybeder!

Libya, Suriye’ye de benzemez. Suriye, Türkiye’nin dizinin dibinde, bir taş atımı mesafede. Libya ise deniz aşırı ve epey uzakta! Türkiye, halen içinde bulunduğu her türlü durum itibarıyla, deniz aşırı böyle bir yerde uzun soluklu bir savaşı sürdürebilecek imkân ve kabiliyette değil. Kaybederiz, çok zarar ziyan görürüz.

Diğer taraftan herkes bilmeli ki; İhvan’a oynayan, yüzde yüz kaybeder. İhvan Mısır’da kaybetti! Suriye’de kaybetti. Sudan’da da kaybetti! Sudan’da halk, diktatör Ömer Beşir ve onunla beraber hareket eden İhvan’ı yıktı ve yeni rejim Sudan’ın Türkiye ile yaptığı askeri işbirliği antlaşmasına son verip, bu kapsamda Kızıldeniz’de Türkiye’ye kiraladığı Suakin Adası’nın anlaşmasını da iptal etti!

Diplomatlar ve Askerler Ses Verin!

Kimse İhvan’la ve onların milisleriyle beraber olmak istemiyor. Bugün için Trablus yönetimine destek verenler bile İhvan yüzünden mütereddit ve yüzlerini laik görünümlü Hafter’e doğru döndürüyorlar. Aynen Suriye’de olduğu gibi olacak. Suriye vekâlet savaşının ateşine beraber odun taşıdığımız ülkeler bile Türkiye Suriye’ye girince –Katar hariç- karşımıza geçti. Libya’ya Türk Askeri fiili olarak girdiğinde de bugün Trablus yönetimine destek verenler ve İslam ve Arap dünyası da dâhil olmak üzere herkes karşımızda olacak! Sonunda Libya’da İhvan kaybedecek, dolayısıyla Türkiye de kaybedecek ve bizim 27 Kasım’da imzaladığımız deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasıyla ilgili mutabakat muhtırası da aynen Suakin Adası kiralama anlaşması gibi kadük olacak. Daha da kötüsü; yeni yapı taraf olunduğu için Türkiye’ye düşmanlık yapacak.

Hey Dışişleri Bakanlığı’nın diplomatları ve Genelkurmay Başkanlığı’nın vatansever askerleri! Ses verin! Bunları ve başımıza gelecek daha bir sürü felaketleri iktidara anlatmıyor musunuz? “Atatürk, Libya’da 109 yıl önce bizim yaptığımızın tam tersini yaptı ve emperyalizme karşı savaştı. Biz ise Libya iç savaşında taraf olarak, emperyalizmin planına yardımcı olmuş oluyoruz” demediniz mi?

Sosyal Medyada Paylaşın...