Poyrazköy

Geçtiğimiz Cuma, yeniden görüşülen Poyrazköy davasının karar duruşmasındaydık. Davanın 83 sanığı 6 yıl sonra beraat etti. Ama bu insanlık dışı sürece dayanamayan ve intihar eden, bir anlamda şehit edilen Deniz Yarbay Ali Tatar beraatını göremedi.

Esasında bu dava Kafes Eylem Planı, Amirallere Suikast, Gölcük Belgeleri, ÇYDD ve ÇEV iddialarının birleştirilmesi ile bir ucube haline getirilerek işin içinden çıkılamaz duruma sokulmuştu. Çünkü Poyrazköy, Ergenekon ve Balyoz gibi hukuk görünümlü operasyonel davalardı. Davanın arkasında bulunanlar; siyasi iktidardan, soruşturmayı yapan savcı ve polislere, düzmece delilleri üretenlerden yargılamayı yapan mahkemeye hatta tam sayfa flaş haberleri yapan medyasına kadar herkes az veya bu çok operasyonun içindeydi.

Yok sayılmalıydı!

Daha işin başında, bu davalar yeniyken, hukuk ve adalet beklentisi içinde olanlara bunun bir savaş olduğunu ve savaşta hukuk ve adalete yer olmadığını ve verilmesi gereken mücadelenin siyasi alanda yapılması gerektiğini yazdık ve televizyon ekranlarında anlattık. Arşivlere hala ulaşıp yazdıklarımızı yalanlamak veya teyit etmek mümkün!

Savaşta acımak olmazdı, onlar da acımadılar, günahsız ve suçsuz insanların yaşamlarını aileleri ile birlikte kararttılar. Savaşta ve kavgada kurşun ve yumruk sayılmazdı, onlar da Allah yarattı demeden saymadılar. Yapılması gereken operasyonel hale gelen bu hukukun yok sayılmasıydı. Çünkü bu iddia ve davalarla hukuk bu savaşın enstrümanı haline gelmişti. Başından itibaren görebilen için bu çok açıktı!

Askerin kafası ezilmeliydi!

Bu savaşın hedefi Türkiye Cumhuriyeti, onun kurucu ideolojisi ve bölünmez bütünlüğüydü. ABD Büyük Ortadoğu Projesi’ne (BOP) yönelik olarak ülkemizin rejimini değiştirmek ve bölünme sürecine sokmak istiyordu. Erdoğan ve AKP bu maksatla desteklenmiş ve iktidara getirilmişti. Ama başta asker olmak üzere devlet mekanizması Erdoğan ve AKP’ye güçlük çıkarıyor, BOP’un Türkiye açısından atılması gereken adımlarını engelliyordu.

Okyanus ötesinde karar verildi ve düğmeye basıldı. Askerin kafası ezilecek, itibarsızlaştırılacak, etkisizleştirilecek, AKP’nin önü açılacak ve BOP’un realizasyonuna devam edilecekti. Askeri vesayet söylemi bu işin martavalıydı!

Balistik füze bataryaları

Türkiye’ye karşı 4. Nesil Savaş uygulandı. Bu savaşta ateş ve manevra asli unsur değildi. Psikolojik harekat ve algı operasyonları ile halkın zihinleri ve kalpleri hedef alındı. “Camileri bombalayacaklardı” gibi Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik itibarsızlaştırma operasyonları halkın kolektif bilinçaltına yapılan tasarlanmış saldırılardı. Bu savaşta hukuk, medya ve terörizm asli unsurdu. TESEV gibi STK’lar (Sivil Toplum Kuruluşları) bu savaşın balistik füze bataryalarıydı. Ergenekon, Balyoz ve Poyrazköy gibi davalar bu savaşın hukuk ayağıydı. Yani bu davalar Türkiye’yi bölmeye yönelik kökü dışarıda emperyalist bir girişim olan “Açılımların” önünü açmak için yapıldı.

Esas kumpas Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı kurulmuştu. Yine işin başında şöyle yazmıştık ve anlatmıştık; “Askerler dahil içeri atılanlar sadece hedefe ulaşmak için araçtır. Zamanı gelindiğinde, maksat hasıl olunca ve emperyal projelerde geriye dönülemez eşik geçilince sırası ile dışarıya çıkaracaklar, beraat ettirecekler ve hatta tazminat bile ödeyecekler.” Geçtiğimiz cuma ikinci adım beraat gerçekleşti. Zamanı gelince üçüncü adım olan tazminat da ödenecek. Bunlar normal yürüyen bir hukuki süreç sonunda tecelli etmedi. Zaten hukuk olsa bu deli saçması davalar açılamaz ve bu kadar süre devam ettirilemezdi.

Resmi doğru anlamak

Türk Deniz Kuvvetleri’nin, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin gördüğü zararları kim tazmin edecek? Hele görülen zararların bir bölümünün geriye dönüşü bile yok! Bakın 1 Kasım’da seçimler var, tüm tahminler seçim sonrası için “kaos ve istikrarsızlık devam eder” diyor. Ülkemiz hızla iç ve bölgesel savaşa koşuyor. Otoriterleşme ve Ortaçağ karanlığına adım adım sürüklenme de cabası!

Beraat kararından sonra açıklanan “Unutmayacağız, affetmeyeceğiz ve barışmayacağız” söylemleri doğru ama yetmez! Biliyorsunuz kumpasın üç tarafı vardı. Esas planlayıcı BOP’un sahibi olan ABD idi. AKP ve Cemaat ise taşeronlarıydı. Şartlar değişir taşeronlardan da hesap sorulur. Ama esas sorun AKP ve Cemaat değil, siyasi ikbali için emperyalizmle işbirlikçilik yapan zihniyettir. AKP ve Cemaat ABD için vazgeçilmez de değil. ABD projelerine başka taşeronlarla da devam edebilir. Eğer büyük resmi doğru anlamazsak, ülke içinde devamlı bir hesaplaşma, rövanş, değişen taşeronlar ama kazanan ve malı götüren hep aynı yer, yani emperyalizm olur.

Saygılar sunarım.

Beğendim(0)Beğenmedim(0)
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

, , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Her hakkı saklıdır. © erturkturker@gmail.com