Bugün insanlığın ulaştığı medeniyet çizgisini üç aşağı beş yukarı yakalamış toplumlarla bu konuda epeyce geride kalmış toplumlar arasındaki en büyük fark; birinci kategoridekilerin sorunlarını çözebiliyor olmaları, ikinci kategorideki toplumların ise sorunlarını çözemediği gibi, zaman içinde sorun stoklarını arttırıyor, daha karmaşık hale getiriyor ve işin içinden çıkılmaz duruma geliyor olmalarıdır. Ayrıca; çözülemeyen sorunlar, zaman içinde başka sorunların da üretilmesine kaynaklık ediyor.

Bu durumun çözümü ise biraz uzun soluklu ve gelecek nesillerin sorgulayarak öğrenme ve ezbersiz bir eğitim-öğretim sürecinden geçirilmesine bağlı. Bugün geri kalmış, çağı yakalayamamış ve insanlığın ulaştığı ve her geçen gün daha yukarıya taşıdığı çıtayla arası açılan toplumların en büyük ortak özelliği; eğitim ve öğretimlerinin ezbere dayanmasıdır.

Ezber Nedir?

Ezber; doğruluğuna dair kuşku duyulmaksızın bilginin kabullenilmesidir. Belleme ise bilgiyi akılda tutma yöntemidir. Akılda tutulan bilginin doğruluğuna dair kuşku yoksa, bu ezberdir. Ezberci eğitimden geçirilmiş zihin ise paradigma yani bakış açısını değiştiremez, donuktur ve akışkan değildir. Ezberci eğitim ve öğretimden geçirilmiş zihnin mevcut bilgileri işleyebilme, yeni bilgilere ihtiyaç duyma, bilgiler arasında irtibat kurma, analiz ve sentez yapma, bilinenlerden yeni bilgilere ve sonuçlara gitme yetisi gelişmez. Ezberci eğitimden mucit çıkmaz.

Ezbersiz eğitim ve öğretim;

  • Kişinin mevcut ve gelecekteki eğitsel ihtiyaçlarının farkındalığını sağlar,
  • Kişinin kendi fiziksel ve zihinsel yeteneklerini ve sınırlarını keşfettirir,
  • En önemlisi ise; kişinin sorun çözme yeteneğini geliştirir.

Eğer bir toplum ağırlıklı olarak ezberci eğitimden geçirilmişse, o toplumun sorun çözme kapasitesi çok düşük olur. Daha da önemlisi; sorunlarını çözemeyen toplumlar, sorunlarını çözen çağdaş toplumlar tarafından, çözemediği sorunları üzerinden istismar edilir, sömürülür ve yönetilir. Bir toplumda emperyalizm veya dış güçler sürekli suçlanıyor, her şeyin müsebbibi olarak gösteriliyorsa; bilin ki o toplumun sorun çözme kapasitesi çok düşüktür.

Aydınlanma, Uygarlaşma, Çağdaşlaşma Projesi

Geçtiğimiz 29 Ekim’de, Cumhuriyetimizin 95. yılını idrak ettik. Gerçekten, Gazi Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde kurulan Cumhuriyet; bir aydınlanma, çağdaşlaşma ve uygarlaşma projesiydi.

Osmanlı’nın yıkılmasının ve enkaz haline gelmesinin esas nedeni; çağın gerisinde kalması, akılcı ve bilimsel düşünce dönemine geçememesi ve dolayısıyla sorunlarını çözme yeteneğini geliştirememesiydi. Osmanlı, özellikle askeri alanda her cephede dayak yiyince geri kaldığını anladı, ama gerçek nedenini anlamadı. Batı’nın ürettiklerini alarak geri kalmışlıktan kurtulacağını sandı. Halbuki yapılması gereken; o üretimi ve başarıyı sağlayan kafa yapısının alınmasıydı.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, durumu kavramış ve doğru teşhis yapmıştı. Bu nedenle, Cumhuriyeti kurar kurmaz “Aydınlanma Devrimlerine” başladı. Amaç; üretimi, başarıyı ve refahı sağlayacak, devletin ve toplumun problem çözme yeteneğini arttıracak çağdaş kafa yapısını inşa etmekti. Bunun yolu; akılcı ve bilimsel düşünce sistemine geçmiş, bilimi yaşamda tek yol gösterici olarak benimsemiş ve sorgulayıcı akla sahip toplumun yaratılmasından geçiyordu.

Ortak Akıl, Birleşik Akıl, Tek Akıl

Günümüzde, toplumsal sorunlar artık tek bir aklın çözebilme kapasitesi dışında. Hele hele ülkemizinkiler; bırakın çözebilmeyi, anlayabilmek için bile bir aklın sınırlarını aşıyor! Hatta bu akıl, sıra dışı ve çok üstün nitelikli olsa bile. İhtiyaç duyulan akıl; “Ortak Akıl” ve “Birleşik Akıl”dır. Ama Türkiye, 16 Nisan 2017’de yapılan referandum ve 24 Haziran 2018 seçimleri ile birlikte, Ortak Aklı ve Birleşik Aklı yok sayan “Tek Akıl” ile yönetilme sürecine girdi. Ülkemizin geleceği için daha büyük bir felaket olamaz.

Çağdaş ülkeler içinde önemli bir yere sahip olan Hollanda için; “akıl toplumu ve akıl devleti” deniyor. Hollanda’da birisi çıksa ve “Bana güvenin, peşimden gelin, gerisini merak etmeyin” dese; kafayı üşütmüş diye tecride kapatırlar. Hollanda’da, tarihin derinliklerinden beri kararlar ortak akılla alınır. Hollanda toprakları deniz seviyesinin altında ama ortak akıl sayesinde bu sorunu çözmüşler, denizden toprak kazanmışlar. Bugün bırakın sanayi ürünlerini, tarım ve hayvancılıkta bile Türkiye’nin yüzölçümü olarak 20’de biri olmalarına rağmen bizden daha fazla üretiyorlar. Statistics Times, 2018 verilerine göre dünyanın en güçlü ekonomilerini açıkladı; 17 milyon nüfuslu Hollanda 16’ıncı sırada, 80 milyonluk Türkiye ise 17’inci sırada.

Kurtarıcı Beklemeyen Toplum Olmak

Türkiye’nin yetiştirdiği önemli aydınlardan ve bakanlık yaptığı halde az sayıda hesap verilebilir geçmişe sahip siyasetçilerimizden biri olan Tınaz Titiz’in başkanı olduğu Beyaz Nokta Gelişim Vakfı, geleceğe tohum atmaya ve sorun çözme kabiliyetimizi arttırmaya yönelik çalışmalar yapıyor. Vakfın ülküsü (vizyonu); “Sorun çözme kabiliyeti gelişmiş, sorunlarının çözümü için kurtarıcı beklemeyen bir toplum”, görevi (misyonu) ise “Sorun çözme kabiliyetini arttıracak projeler üretmek ve uygulamak”. Sanırım bu çaba, desteğinizi hak ediyor.

Alev Coşkun’un Kırmızı Kedi Yayınlarından piyasaya yeni çıkan “Asker İnönü” kitabını okumanızı tavsiye ederim.

Sosyal Medyada Paylaşın...