Parçalayıcı İktidar

Başbakan Davutoğlu, geçtiğimiz günlerde Mardin’de yaptığı bir konuşmada; “Parçalayıcı Ulus” diye, bilgiden ve derinlikten uzak ama Cumhuriyetimizin kurucu değerlerine düşman bir söz söyledi. Sıradan ve düşünülmeden söylenerek, ağızdan çıkan bir söz değildi bu! Onun ideolojisini ve dünya görüşünü gösteriyordu bu iki kelime.

Davutoğlu; söylediği bu sözle, Türkiye’de halen yaşadığımız terörün ve ‘Kürt Sorunu’nun nedeninin ‘Ulus Devlet’ yapısı olduğunu anlatmak istiyordu. Cumhuriyetimizin kurucu ideolojisinin yanlış olduğunu ve bizi bir arada tutamadığını, esas toplumsal zamkın İslam olduğunu ifade etmeye çalışıyordu. Bu söyledikleri, “Siyasal İslamcı” ideolojisi ve “Yeni Osmanlı” hayali ile bire bir örtüşüyor. Bu sözlerin Mardin’de söyleniyor olmasının, mesajın içeriği açısından da özel bir önemi vardı.

“Vahşi İslam İsyanını Başlatın”

Davutoğlu; İslam’ın, yani dinin birleştirici olduğunu sanıyor. Halbuki, tarihsel gerçekler tam aksini gösteriyor. Din; din olmaktan, inanç ve itikat olmaktan çıkarılıp, bunun ötesinde siyaset olunca orada birleşme değil, bölünme ve parçalanma ortaya çıkıyor. Bırakınız siyasallaştırılan İslam ile toplumu bir araya getirmeyi, dinsel tarikatlar bile birbirlerini “kedi-köpek” gibi yerler. İşte bu yüzden din, emperyalizmin bir numaralı enstrümanıdır. Avrupalı, din ile Afrika’yı ve Güney Amerika’yı soymuştur. Avrupalı arkasında ekonomik nedenler de olsa; din yüzünden yüzyıllarca savaşmış ve birbirlerini boğazlamış, oluk oluk kan akıtmıştır. Bugün Batı’da, kendi içlerinde barış varsa ve asgari müştereklerde birleşebilmiş iseler; bunun nedeni, dini siyaset olmaktan çıkardıkları içindir.

Osmanlı’da ve Türkiye Cumhuriyeti’nde “Siyasal İslamcı” akımların arkasında, hep emperyalizm olmuştur. Amaç; İslam’ı kullanarak, kendi hedeflerine ulaşmak! Birinci Dünya Savaşı henüz başlamışken, 1914’de Berlin’den Petersburg Büyükelçiliği’ne; “Düşmanı İslam fanatizmi ile arkadan vurunuz. Vahşi İslam İsyanını başlatınız” telgraf mesajı geçilmiştir. Almanlar için düşman; İngilizler ve Ruslardır.

Panislamizm’in Arkasında Almanlar Vardı!

O zaman gündemde olan emperyalist projenin birincil ilgi gösterdiği coğrafya, Viyana’dan Hindistan’a kadardı. Almanya; birliğini geç kurduğundan (1871), sömürge paylaşımında geri kalmıştı. Zengin petrol kaynaklarına sahip olduğu anlaşılan Ortadoğu’ya ve Mısır ile Hindistan’a göz dikmişti. Rakibi; Mısır’ı ve Hindistan’ı elinde tutan İngiltere ve Anadolu üzerinden sıcak denizlere inmeye çalışan Rusya idi. Osmanlı’ya bu nedenle yaklaşılır ve yardım edilir.

II. Abdülhamit’in Osmanlı’yı kurtarmak için düşündüğü Panislamizm’in arkasında da Almanlar vardı. İslam’ı bir silah olarak kullanma fikri, Almanlarındı. Bunun fikir babası; anadan Alman ve babadan Yahudi diplomat, tarihçi ve arkeolog Max von Oppenheim olup, İstanbul’da II. Abdülhamit ile baş başa görüşmüş ve ikna etmişti.

Alman Cihadı

Osmanlı-Almanya yakınlaşması, 1877-1878 Osmanlı –Rus savaşından sonra, hemen başlamıştı. Alman İmparatoru II. Wilhelm, Osmanlı topraklarına üç defa ziyaret yapmıştı. İlk ziyaretini tahta geçtikten bir yıl sonra 1889’da, ikincisini 1898’de, üçüncüsünü ise Sultan Reşat döneminde, 1917’de yapmıştı. Teşkilat-ı Mahsusa; Almanların isteği ile kuruldu ve Alman parası ile finanse edildi. Hedeflerini de Almanlar belirlemişti; “Vahşi İslam İsyanını” İngilizler başta olmak üzere, Ruslara ve Fransızlara karşı başlatmak için. 14 Kasım 1914’de, Padişah Fermanı ile ilan edilen “Kutsal Cihad”ın arkasında da Almanlar vardı. Hatta, buna Alman Cihadı da denir. Bu konuda, Kerem Çalışkan’ın; “Alman Cihadı ve Ermeni Sürgünü” kitabını okumanızı tavsiye ediyorum.

Demem o ki; o gün de “Siyasal İslam”ın arkasında emperyalizm vardı, bugün de var. “Siyasal İslam” ithaldir ve İslam coğrafyasına daha fazla sömürü, kan, kin, gözyaşı, bölünme ve parçalanmadan başka bir şey getirmez.

Ulus Devlet, Ulusal Kimlik

‘Ulus Devlet’ ve ‘Ulusal Kimlik’ ise; çağdaştır ve ithal değildir. Bu kavramlar medeniyetin ürünüdür ve insanlığın günümüzde ulaştığı medeniyet seviyesinin değerleri ve kurumlarıdır. Yer küre üzerinde kültürler farklı olsa da medeniyet, tektir.

‘Ulus Devlet’; Fransız İhtilali sonrası ortaya çıkan bir kavram olarak görünse de, arkasında Rönesans, Hümanizm, Reform ve Aydınlanma var. Bunların arkasında da Mezopotamya’da, Uzak Doğu’da, Anadolu’da, Akdeniz’de, Ege’de ve Güney Amerika’da bu ortak medeniyete yapılan katkılar var.

Bugün; medeni ve çağdaş dünya, akılcı ve bilimsel düşünce sistemine geçmiştir. Aklın etrafındaki sınırlar kaldırılmış ve özgürleştirilmiştir. Her şey ama her şey, sorgulanabilir ve eleştirilebilir. İstisna yoktur! Bilim; hiçbir soncul olmadan, tümevarım yoluyla, gözlem ve deneyle yapılır. Artık; 18.Yüzyıl öncesinde sadece göz, kulak ve tahayyül gücüyle yapılan spekülatif bilim dönemi geçilmiştir.

‘Siyasal İslam’ ve ‘Yeni Osmanlıcılık’; geçmiş dönemin, Ortaçağın düşünce sisteminin ürünü, kurumları ve kimlikleridir. Günümüzde bunlar, çağ dışıdır. Geçmişin aklı, kurumları ve kimlikleri ile günümüzün sorunlarını çözmek ve toplumlara güvenlik, refah ve mutluluk vermek imkânsızdır.
‘Ulus Devlet’ ve ‘Ulusal Kimlik’ten vazgeçmek gericiliktir, yobazlıktır, cahilliktir, çağdışılıktır, emperyalizmin taşeronu ve parçalayıcı olmaktır.

Saygılar sunarım.

Beğendim(0)Beğenmedim(0)
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

, , , , , , ,

Her hakkı saklıdır. © erturkturker@gmail.com