Kırkından Sonra Azanı Teneşir Paklamıyor!

Kırkından Sonra

Geçtiğimiz hafta sonu, İsveç Atatürkçü Düşünce Derneği’nin (İsveç ADD) davetlisi olarak, İsveç’in Malmö ve Stockholm kentlerinde “Türkiye Nereye Koşuyor?” konusunu anlattık. Konferanslar haricinde özelikle başkent Stockholm’ü gezdik ve İsveç’i yakından tanımaya çalıştık.

İsveç’te kaldığımız beş gün içerisinde hava bayağı soğuktu ve sıcaklık eksi 3 ila eksi 7 arasında değişti. Ama soğuk ve kar, yaşamı etkilemiyordu. İsveç; 450 km² yüzölçümü ve yaklaşık 10 milyon nüfusu ile çok güzel, temiz, gelişmiş, doğası ve şehirleri korunmuş, altyapı problemi olmayan, düzenli ve sorunları az olan bir ülke.

İsveç’in Karnesi Çok İyi!

Meşruti monarşi ile yönetiliyor, yani kral var ama haddini bilmek zorunda. Halkın yaşamına karışacak en ufak açıklama bile yapmaz, yapamaz. Saab, Volvo, Ericsson, Aga, H&M, Ikea, Daf, Scania, Electrolux gibi daha bir sürü dünya markasının çıktığı yer. Eğer rakamları konuşturmak gerekirse yani ülkenin karnesini; 52 bin dolarla kişi başına düşen milli gelir açısından dünya 7’incisi, demokrasi endeksinde dünya 4’üncüsü, Uzun, sağlıklı, kaliteli ve refah içinde yaşamak, eğitimli ve öğretimli olmak anlamına gelen insani gelişmişlik sıralamasında İsveç yine ön sıralarda ve dünya 4’üncüsü. Anlayacağınız, bizi kıskanmıyorlar!

Ülkemizin durumunu gösterir karnesini İsveç’in yanına koymadım ki; moral bozucu olmasın diye. Özetle söylemek gerekirse durumumuz; halen ülkemizi yöneten iktidar iradesi nedeniyle felaket durumda. Hangi demokrasiden, insani gelişmişlikten, refahtan ve insan haklarından bahsedilebilir ki! Daha yeni açıklanan “Hukukun Üstünlüğü” sıralamasında 113 ülke arasında 101’inciyiz. Yani ülkemizde hukuk ve adalet yok! Gerisini varın, siz tahmin edin!

İsveç’te İnsanlar Ölmüyor!

İsveç’in çok ciddi bir sorunu var; burada insanlar kolay kolay ölmüyor ve çok yaşıyor! Kırkından sonra azanı teneşir paklamıyor. 75 yaşının üstünde insanlar hala öğrenmeye ve başka nitelikler kazanmaya çalışıyor, kar kayağı yapıyor, eşiyle veya karşı cinsten bir arkadaşı ile birlikte İspanya’da veya Uzak Doğu’da tatile gidiyor. Kazalar da pek olmuyor. Erkeklerin ortalama ömrü 81, kadınların ise 85. Çünkü burada toplum ölümün bir kader değil, zaman içinde yeterli kaynak seferber edildiğinde çözülmekte olan teknik bir problem olduğunu biliyor. Burada insanların gelecek korkusu yok. İnsanların sosyal güvenceleri çok yüksek! Eğitim ve sağlık devletin işi!

Bizimkiler Sadece Maaşa Çalışmaz!

İsveç’te nüfusun yüzde 87’si Hristiyan ve Martin Luther felsefesini esas alan Lutheran mezhebinden. Nüfusun geriye kalanı ise; Katolik, Ortodoks, Müslüman, Musevi ve Budist! İsveçliler için; “Dünyanın dinle en az ilgilenen insanları” denilebilir. Ayrıca; kindar da değiller! Doğum, ölüm ve evlenme törenleri dışında, halk kiliselere de pek gitmiyor. İsveç’te din, dünyevi yaşamın referansı değil. Dinin burada siyaseten hiç değeri yok. İsveç’te dini kullanarak siyaset yapan değil oy almak, siyaseten biter!

Siyasetçiler, başbakan dahil bakanlar burada sıradan insanlar gibiler. Makam arabaları, debdebeli bir yaşamı ve koruma orduları yok. Kimse koltuklarına yapışmıyor ve belli bir süre sonra; “Benim bir ailem ve özel yaşantım var” diyerek ayrılıyor. İsveç’teki milletvekillerinin, bakanların ve belediye başkanlarının maaşlarından başka gelirleri yok. Yani ihalelerden komisyon almak, iş takibi yapmak, hırsızlık ve yolsuzluk burada imkânsız! Halbuki, bizim siyasetçilerimizin ezici bir çoğunluğu sadece maaşa çalışmaz!

Ucubeliğe Müsaade Edilmez

İsveç’te başbakanı, bakanları hatta kralı ve kraliçeyi yolda, alışverişte kanal kenarında koşarken görmek ve rastlamak çok olağan! Değil yüzlercesi, görünürde bir korumaları bile yok! Burada siyasetçilerin en önemli özelliği; mütevazı olmaları ve halktan biri gibi yaşamaları!

Başkent Stockholm’ün içinde değil gökdelen, yüksek bir bina bile bulamazsınız. Tarihi binaları gölgede bırakacak, inanmasalar dahi kültürlerinin bir parçası olan kiliselerin ve katedrallerin uzaktan bile görünümünü bozacak ucubeliğe burada asla müsaade edilmez.

Kuzeyin Venedik’i

Baltık Denizi kıyısında yer alan başkent Stockholm; yaklaşık 24 bin ada ve adacıktan oluşan bir takımada üzerinde kurulmuş olup, kanalları ve köprüleri ile adeta “Kuzeyin Venedik’i” gibi. İsveçliler, ağır doğa koşullarının egemen olduğu ülkelerini insan eliyle, cennet haline getirmişler. İmkân bulabilirseniz, mutlaka görmelisiniz. Bizim ülkemiz ise doğal olarak cennet ama niteliksiz ve bilim egemen kafalı olmayan siyasetçilerimizin eliyle, her geçen gün daha fazla cehennem haline geliyor.

Avrupa’nın kuzeyinde bir İskandinav ülkesi olan İsveç, bize uzak gibi görünmesine rağmen geçmişte müttefikimiz bile olmuş. Karadeniz’in kuzeyinde, Prut Irmağı kıyısında 1711’de yapılan Prut Savaşında; İsveç birlikleri, kralları XII. Karl emrinde, Osmanlı Sadrazamı Baltacı Mehmet Paşa komutasında Ruslara karşı savaşmışlar. Babasının ölümü üzerine 1697’de İsveç Kralı olan XII. Karl, tarihimizde bilinen adıyla namıdiğer Demirbaş Şarl’dır. Bu isimle anılmasının nedeni tarihsel gelişmelerdir.

Osmanlıya Sığınır

Bugünkü Ukrayna sınırları içinde kalan Poltava’da, 27 Haziran 1709’da İsveç ve Rus orduları karşı karşıya gelir. Bu savaşta Rusların komutanı olan Çar I. Petro, İsveçlilere tarihlerinin en büyük yenilgisini tattırır ve İsveç Kralı XII. Karl canını zor kurtararak, 1500 askeri ile birlikte Osmanlı’ya sığınır.

İsveç Kralı’nın Padişah III. Ahmet döneminde gerçekleşen bu sığınması, bayağı uzun sürer. O zaman Osmanlı toprağı olan bugünkü Moldova sınırları içinde bulunan Bender’de 5 yıl yaşar ve ülkesini buradan yönetir. Prut Savaşına buradan katılır. Amacı; Osmanlı’yı ikna ederek, Ruslara karşı kesin sonuçlu bir savaş daha yaptırmaktır. Başarılı olamaz, artık ülkesine dönmesi istenir ve biraz da arzu edilmeyen bu uzun süreli kalış nedeniyle Demirbaş Şarl alarak adlandırılır. Sonunda, Osmanlı birliğinin korumasında, Macaristan ve Almanya üzerinden ülkesine döner.

Yıldırım ve Yaramaz

Demirbaş Şarl, bu 5 yıllık süre içinde Türkçe öğrenmiş ve Osmanlı Donanması gemilerinin resimlerini çizerek ülkesine göndermiştir. İsveçliler, bu çizimlerden yola çıkarak iki gemi dizayn etmişler ve bunlardan bir tanesi yüzyıllar boyunca İsveç Donanmasının sancak gemiliğini yapmıştır. Demirbaş Şarl, bu iki gemiyi Türkçe’de çok sevdiği iki isim olan Jilderim (Yıldırım) ve Jarramas (Yaramaz) isimleri ile adlandırmış. Ayrıca Kral, İsveç Donanmasının sancak gemiliğini yapan Jarramas’ın sancağına Osmanlı’yı simgeleyen bir de hilal işareti koydurmuştur.

Konu İsveç olunca; 1915’de Osmanlı topraklarında, Alman Ordusuna mensup bir gözlemci olarak doğu cephesinde görev yapan İsveçli Binbaşı Hjalmar Pravitz’den bahsetmemek yanlış olur.

Bu Akşam Bursa’da Olacağız

Pravitz, 23 Nisan 1917’de, “Nya Dagligt Allehanda” isimli İsveç gazetesinde yazdığı makalede özetle; “Anadolu’ya ilk geldiğinde, kısmen Amerikalı gezginlerin etkisiyle, Ermenilerin Türkler tarafından katledildiğine dair önyargılı bir bakış açısına sahip olduğunu ancak üzücü olaylar görmekle birlikte, kesinlikle planlı bir zulme, katliama şahit olmadığını, tehcirin zorunlu nedenlere dayandığını” ayrıntıları ile anlatmıştır. Binbaşı Pravitz, ayrıca bu konuyu 1918’de yayınlanan “İran Anılarım” adlı kitabında da işlemiştir.

İsveç’teki başarılı organizasyon nedeniyle İsveç ADD Başkanı Mustafa Sönmez’i kutluyor ve teşekkür ediyoruz. Bugün (9 Şubat 2018) saat 18.00’de, Bursa’da Ördekli Kültür Merkezi’nde E. General Tarık Özkut’la beraber “Askeri Liseler Açılmalı mı?” konusunu geçmişi ile birlikte analiz edeceğiz ve farklı yönleriyle anlatacağız.

Bu Pazar akşamı ise Halk TV’de olacağım ve Afrin’i, Zeytin Dalı Harekâtını konuşacağız.

Türker Ertürk

Beğendim(23)Beğenmedim(0)
  • 164
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
    164
    Shares
  •  
    164
    Shares
  • 164
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Her hakkı saklıdır. © erturkturker@gmail.com