Hilafet

Geçenlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan, Fetullah Gülen’i İsrail ve onun istihbarat örgütü MOSSAD ile işbirliği yaptığı yolunda suçladı. İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimliği Gülen hakkında yakalama kararı çıkardı ve ardından Türkiye, Pensilvanya’da yaşayan Gülen’in pasaportunu iptal ettiğini ABD’ye iletti. Diğer yandan Cemaatin kasası Bank Asya’ya el kondu.

Gördüğünüz gibi çok açık bir savaş var. Halen devam eden savaşın kaçınılmaz olduğunu ve arkasındaki nedenleri bu köşede çok önceden anlatmıştık. Ama o zamanlar bunun kayıkçı kavgası olduğunu değerlendirenlerin ve “bırakın birbirini yesinler” yaklaşımının egemen olduğunu da gözlemlemiştik.

Evet, “açılımların”, özerkliğin, bilahare bölünmenin, Ortadoğu bataklığına balıklama atlayabilmenin, komşularımıza terör ihraç edebilmenin ve ezcümle Büyük Ortadoğu Projesi’nin ülkemize biçtiği role soyunabilmenin önünde engeller vardı. AKP’nin iktidar yapılması yetmemişti. Türkiye’nin Anayasa’sı, kurucu ideolojisi, kırmızıçizgileri ve Türk Silahlı Kuvvetleri başta olma üzere bürokrasisi buna engeldi.

Cemaatin köstebekleri

İşte Ergenekon ve Balyoz gibi gayri hukuki operasyonlar bunun için yapıldı. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) bu nedenle derdest edildi ve kafese atıldı. Bu operasyonları Cemaatin poliste, yargıda, medyada ve TSK’da daha önceden yuvalanmış köstebekleri yaptı. Yani askerimiz Cemaatin silahşörleri tarafından arkasından hançerlendi ve ağırlıkla onun medyası tarafından karalandı ve itibarsızlaştırılmaya çalışıldı.

Tabi ki, bu operasyonları Cemaat tek başına yapmadı. İşin içinde iliklerine kadar AKP vardı! AKP bu operasyonlar için yasal düzenlemeleri yaptı. Cemaatin silahşorlarını etkin yerlere atadı, yetkilendirdi, tetiğe basıldıktan sonra siyasi ve idari destek verdi hatta en yetkili ağızdan savcılığını bile yaptı.

Türkiye’ye karşı yapılan bu operasyon küresel bir planın bir parçasıydı! Arkasındaki esas irade emperyalizmin yeni güç merkezi Kapital-Finans sistemiydi. ABD ve onun kurumları bu sistemin enstrümanlarıydı. Bu sistem enstrümanları vasıtası ile Ergenekon ve Balyoz gibi operasyonlara akıl hocalığı yaptı, teknik destek verdi, eş güdüm sağladı ve uluslararası ortamda arkasında durdu.

Misyoner okulları

Kapital-Finans sisteminin planı büyüktü. Erdoğan piyondu, zamanı gelince çöpe atılacaktı. Bu nedenle bir yandan Cemaat-AKP işbirliği davam ederken diğer yandan Erdoğan’ın zamanı geldiğinde ipini çekebilmek için hakkında bilgi toplanıyor, dinleniyor ve dosyalanıyordu.

Kapital-Finans tercihini Cemaat olarak şekillendirmişti. Cemaat okullarının arkasındaydı, onlar 21.Yüzyılın yeni misyoner okullarıydı. Özellikle İslam dünyasına onlardan biri olarak girmek daha kolaydı. Geçmişin Hristiyan misyoner okulları deneyimi bunu gösteriyordu.

Kapital-Finans sistemi Sünni dünyada Hilafet istiyordu. Çünkü emperyalizm için din geniş kitleleri yönlendirebilmek ve sömürebilmek için bir araçtı. Türkiye’de laikliğe onun için düşmanlık ediyorlardı ve aşındırmaya çalışıyorlardı. Laikliğin olduğu yerde İslam din olurdu ama manipülasyon unsuru olamazdı.

Pensilvanya Medine, Mekke İstanbul

Hilafet için düşünülen isim Fettullah Gülen’di. Onun Humeyni gibi Türkiye’ye dönüşünün yol taşları döşeniyordu. Bu maksatla Pensilvanya’da korunup kollanıyordu ve iade edilmesi mümkün değildi.

Gülen kendince Hicret etmişti. Pensilvanya onun için Medine idi. Mekke’sine yani İstanbul’a döneceği zamanı iple çekiyordu. Gerçekten buna yakın çevresiyle birlikte inanmışlardı ve akıllarınca Amerika’yı kullandıklarını sanıyorlardı.

Kapital-Finans sistemi küresel hedefleri gereğince İstanbul’da din üzerinden kitleleri yönlendirebilecek iki merkez planlamıştı. Birincisi Sünniler için Hilafet, ikincisi Ortodokslar için Ekümenik Fener Patriği. Birincisinin gerçekleşmesi ikincisini çok kolaylaştıracaktı. Haftaya kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Saygılar sunarım.

Beğendim(1)Beğenmedim(0)
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

, , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Her hakkı saklıdır. © erturkturker@gmail.com