Fetva

Geçtiğimiz yılın son ayı; ‘Atatürk ve Bilim’ konulu panele katılmak için, aynı zamanda dostum olan Doç. Dr. Hüseyin Beyazıt ile birlikte, Mimar Sinan Koleji’ne davetliydik. Kolejin tüm lise öğrencileri, başlarında öğretmenleri ve idarecileri ile birlikte panele katıldılar.

Öğrenciler anlattıklarımızdan etkilendiler mi, bilmiyorum ama ben onlardan, panele olan ilgilerinden, sordukları sorulardan, gösterdikleri zekâ pırıltısından, öğretmenlerinden ve gezme imkânını bulduğum okullarından çok etkilendim. Ayrıca bizi dinlemeye gelen ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin onur abidelerinden olan; 45. Donanma Komutanı (E) Oramiral Nusret Güner’e katılımları nedeniyle, buradan teşekkür etmek isterim.

Gördüğümde gözlerime inanamadım: Mimar Sinan Koleji’nde Gözlemevi (Rasathane) ve Gökevi (Planetaryum) var. Gözlemevi; teleskop yardımıyla uzayı gözlemleme ve gök cisimlerini inceleme işine yarıyor. Gökevi ise; güneşin, yıldızların, gezegenlerin ve diğer gök cisimlerinin yapay görüntüsünün özel bir mercek ve yansıtıcı vasıtası ile kubbe şeklinde tavana yansıtıldığı gösteri odasına verilen ad. Gökevi; tüm gökcisimlerinin gerçek hareketlerini simüle ediyor ve uzayın daha kolay anlaşılmasını sağlıyor.

Meleklerin Bacaklarını Dikizliyorlar

Gökevi ve Gözlemevi tedrisatından geçen genç bir beyin; dünyanın ve insanın evrenin merkezi olmadığını hemen anlar. Çağdaş, üretici, aydın, sorun çözme kabiliyetine sahip medeni bir insanda olması gereken sorgulayıcı aklın ve müesses fikirlere karşı eleştirel yaklaşımın gerektirdiği zihnin gelişiminde, Gökevi ve Gözlemevi’nde edinilen deneyimlerin katkısı çok büyüktür.

Türklerde ilk Gözlemevi (Rasathane); 1421’de Semerkant’a Uluğ Bey tarafından yaptırıldı. Ünlü astronom, matematikçi ve dil bilimci Ali Kuşçu burada çalıştı ve yöneticiliğini yaptı. Osmanlı’da ise; ilk gözlem çalışmalarına 1574’de, Takiyüddin Efendi tarafından Galata Kulesi’nde başlandı. Daha sonra 1577’de, Tophane sırtlarında Gözlemevi kuruldu. Ama uzun süreli olamadı. “Burada meleklerin bacaklarını dikizliyorlar” söylentisi üzerine, zamanın Şeyhülislamı; “Haramdır, kapanmalıdır” fetvasını verdi ve Gözlemevi 1580’de, topa tutularak yıktırıldı.

Şeyhülislam Kadızade Ahmet Şemsettin Efendi; “Yıldızları gözlemenin felaket getireceğini, göklerin sırlarını örten perdeyi kaldırmanın uğursuz bir haddini bilmezlik olduğunu, böyle bir gözlemevinin kurulduğu hiçbir devletin varlığını sürdüremediğini” söyledi. Halbuki; o sıralarda ve sonrasında Avrupa’da birbiri ardına gözlemevleri açılıyor, bugünkü bilimsel gelişmenin, “Rönesans, Reform ve Aydınlanma”nın temelleri atılıyordu. Avrupa’yı Avrupa, Batı’yı Batı yapan; esasında bu gelişmelerdi.

Tarih Milletlerin Tarlasıdır

Şeyhülislam Kadızade Ahmet Şemsettin Efendi yanılmıştı. Hem de ne yanılmak! O gün yıldızları gözleyen toplumların devletleri hala var ama Osmanlı yok oldu.

Voltaire olarak tanınan Fransız filozof François Marie Arouet (1694-1778); “Tarih, milletlerin tarlasıdır. Her toplum, geçmişte ne ekmişse, gelecekte onu biçer” diyor. Evet, bugün hala çağdaş dünyaya yetişme mücadelesi veriyorsak bunun en büyük nedeni; tarlamıza geçmişte ekilmeyenler, ekilemeyenlerdir.

Yüzyıllardır uzayı gözleyenler, aydınlanmayı gerçekleştirenler, akılcı ve bilimsel düşünceye geçenler; göksel olaylarda gizem ve ilahi bir mesaj olmadığını, yağmurun rahmet ve depremin de cezalandırma olmadığını biliyorlar. Ya diğerleri!

Haram Değil!

Çözümü Atatürk; “İlim ve fennin dışında yol gösterici aramak gaflettir, cahilliktir ve doğru yoldan sapmaktır” diyerek göstermiş. Ama bugün; fetvalar gündemimizi oluşturuyor ve bunlardan medet umanlar var. “Babanın öz kızına şehvet duyması haram değil” diyor fetva. Bu fetvanın neresini eleştirsem ki! Bence bu konuyu ruh hekimleri ele almalı!

Kanuni Sultan Süleyman döneminin ünlü Şeyhülislamı Ebussuud Efendi, Anadolu’da Kızılbaş olarak nitelendirilen Türkmen Alevileri için; “Kızılbaşların kestiği hayvanın eti mundardır, yenmez” ve “Kızılbaşların canları, malları helaldir, onlarla savaşırken ölmek şehitliğin en yücesidir” diye fetva vermiş. İşte fetva kurumu budur!

Dünya yüzünde fetvalarla yönetilen ve fetvalara referans yapan uygar bir toplum yoktur. Kadının cinselliği üzerinden ahlaki ve hukuki normlar yaratmaya çalışan çağdaş ve medeni bir toplum da yoktur. 21’inci yüzyılda çağdaşlığın ve uygarlığın referansı; akıl, bilim ve laik hukuktur. Aksi, safsatadır ve yobazlıktır.

Yarın akşam (15 Ocak 2016) saat 21:00’de, Halk TV’de, Uğur Dündar’ın sunduğu Halk Arenası’na katılmak için, Mine Kırıkkanat ve Ümit Kocasakal ile birlikte Caddebostan Kültür Merkezi’nde olacağım.

Saygılar sunarım.

Beğendim(0)Beğenmedim(0)
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

, , , , , , , , , , ,

Her hakkı saklıdır. © erturkturker@gmail.com