Dincilik Birleştirir mi?

Geçen hafta boyunca yurtdışındaydım. Avrupa Atatürkçü Düşünce Dernekleri’nin ve Avrupa Türkiye Gençlik Birliği’nin davetlisi olarak Berlin, Hannover, Brüksel ve Paris’te söyleşilere katıldım. Daha önce yaptığımız planlamaya göre bu söyleşilerde yeni Anayasa çalışmalarına ve 97’inci yıldönümünü idrak ettiğimiz Çanakkale Deniz Zaferi’ne odaklanacaktık. Fakat katılımcıların yoğun isteği nedeniyle başta Suriye olmak üzere ülkemizi yakından ilgilendiren diğer konuları da gündemimize almak zorunda kaldık.

TBMM eski Başkanı Hüsamettin Cindoruk, Dışişleri eski Bakanı Mümtaz Soysal, Anayasa Mahkemesi eski Başkanı Yekta Güngör Özden ve İstanbul Üniversitesi eski Rektörü Kemal Alemdaroğlu tarafından başlatılan Milli Anayasa Forumu’nun tüm Türkiye’de düzenlediği çalışmalardan bazılarına konuşmacı olarak katılmıştım. Yakından görmüştüm, korkmayan, sindirilemeyen, satın alınamayan ve cemaat tarafından aklı ipotek altına sokulamayan yurttaşlarımızın yeni Anayasa’ya karşı tepkilerini.

Acaba yurtdışında yaşamını kazanan insanlarımız ne düşünüyordu yeni Anayasa konusunda? Bu davetler benim için büyük fırsattı. Hem onlar ne düşünüyor öğrenecek hem de kendi düşüncelerimi ilk ağızdan anlatmak imkanını bulacaktım.

Konuşmalarımda lafı dolandırmadan dilimin döndüğünce söylemeye çalıştım: Yeni Anayasa’nın gerici, bölücü ve emek düşmanı olduğunu. Yeni Anayasa’ya Türk Halkının gereksinim duymadığını, ihtiyacın emperyalizmden kaynaklandığını. Sorulan sorular üzerine yeni Anayasa’nın olsa olsa geriye gidişin, emperyalizmle işbirlikçiliğin, onursuzluğun, rejim değişikliğinin, Ulu önderimiz Atatürk’ü yok etmenin, öç almanın, rövanşın, kula kulluk etmenin, Kıbleyi Batı başkentlerine çevirmenin ve iç barışımızı dinamitlemenin ifadesi olacağını anlattım.

Fakat gördüm ki gurbetçilerimiz yeni Anayasa ile ülkemizin başına ne çoraplar örüldüğünün farkındalar. Bu nedenle AKP hükümeti ile yeterince direnmeyen/direnemeyen ve bu şer çalışmasını meşrulaştıran muhalefet partilerine ve sessiz kalan Cumhuriyetimizin bazı kurumlarına karşı infial içindeler.

Cumhuriyetçi Parti kurulamaz.

Gurbetçilerimizin yeni anayasa ile ne yapılmak istendiği konusundaki farkındalıklarına hayran kaldım dersem yeridir. Yaptığımız söyleşilerde yaşadıkları Almanya, Belçika ve Fransa’dan örnekler verdiler. Bu ülkelerin Anayasa’larında nelerin değişebileceğini, nelerin değişemeyeceğini misallerle anlattılar. Mesela meşruti monarşi ile yönetilen Belçika’da Cumhuriyetçi bir partinin kurulamayacağını ve örgütlenemeyeceğini söylediler. Daha bunun gibi bir sürü örnekler anlattılar. Ne yazık ki, gurbetçilerin azımsanmayacak bir bölümünün de din yolu ile kandırılarak, içeriğinde ne olduğunu bilmedikleri yeni Anayasa çalışmalarına destek verdiği tespitlerimiz arasındadır.

İlk durağım Berlin idi. Burada bana Anayasa ve Suriye dışında en çok ‘’ Nasıl olur da Başbakan Erdoğan’a Almanya’nın Bochum kentinde liderlik ve hoşgörü ödülü verilebilir? ‘’ sorusunu sordular. Herkesin düşüncesi ‘’ Erdoğan’ın hoşgörü konusunda ödül alabilecek bu dünyadaki son kişi ‘’ olduğu yönündeydi. Bu kızgınlığın bardağı taşıran son damlası sanırım Sivas’ta işlenen insanlık suçunun sanıklarına gelen zaman aşımına Başbakanın’ hayırlı olsun ‘’ yaklaşımıydı.

Özellikle Alevi vatandaşlarımız başta olmak üzere ertesi gün 17 Mart’ta Bochum’da Erdoğan aleyhine takriben 55-60 bin kişilik bir gösteri planlandığı bildirildi. Gece Başbakan’ın Afganistan’da yaşamlarını kaybeden askerlerimizi bahane ederek gelmeyeceği haber alınınca ilgi bir miktar düşmüş ama yine de 30 bin kişilik bir protesto ertesi günü gerçekleştirilmiştir. Daha sonra Alman yetkililer yapılan ve yapılacak tepkiler nedeniyle ödülü vermekten vazgeçtiler.

Biliyorsunuz devletlerin üst düzey yöneticilerine verilen uluslararası ödüller genel olarak bir hedefe yöneliktir. Ödülü verenler ödüllendireceği üst düzey devlet yöneticisine ( Cumhurbaşkanı, Başbakan ) kendi amaçları doğrultusunda, ya kullanmak için motive edici olarak ya da kullandıktan sonra mükafatlandırmak için ödül verirler. Hiç şüpheniz olmasın Almanya’da ki bu ödülü Erdoğan’ı kullanmak için vermeyi planladılar. Tepkiler nedeniyle astarı yüzünden pahalıya geleceğini anlayınca vazgeçtiler. Bunun dışındaki anlatımlar yalandır, dolandır ve operasyon korkusu nedeniyle hakikati yazamamaktır.

Söyleşiler dışında çok fazla miktarda gurbetçi ile görüşme yapmak ve onların derdini yakından dinleme şansını elde ettim. Ayrıca mümkün olduğunca Türklerin yoğun olarak yaşadıkları yerleri görmeye çalıştım. Uzunca bir zamandır Avrupa’ya giden ve gözlem yapan birisi olarak şunu söyleyebilirim. Türk toplumu kamplaşmakta, ayrışmakta ve birbirine karşı hoşgörüsünü kaybetmektedir. Cemaat ve AKP nedeniyle bu durum hız kazanmıştır. Avrupa’da yaşayan Türklerin muhafazakarlaşması ve dindarlaşması birleştirici olamamaktadır. Din, inanç ve itikatın dışına çıktığında ve dünyevi yaşama egemen olduğunda ayrılıklar ve çatışmalar başlamaktadır. Zaten birleştirici olsa Ortadoğu’da ve Irak’ta olurdu. Bugün Almanya’da ve Fransa’da toplumsal barışın en önemli öğelerinden biri Alman ve Fransız üst kimliğidir. Din kutsaldır ve saygıdeğerdir. Dincilik ise dinin dünyevi yaşamda her türlü çıkar için araç olarak kullanılmasıdır. Din asla dünyevi yaşamın çekişmelerine, rekabetine ve politikaya alet edilmemelidir. Aksi kan, kin, nefret, bölünme ve gözyaşıdır. Dünya tarihi bunun sayısız örnekleri ile doludur.

Saygılar sunarım.

Türker Ertürk

Beğendim(0)Beğenmedim(0)
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Her hakkı saklıdır. © erturkturker@gmail.com