Çırnık

Neredeyse bir yıldır yazıyorum. Önce bir internet sitesinde başlayan daha sonra birçok olan ve bilahare Aydınlık Gazetesi ile ulusal seviyeye tırmanan yazılarımla, görüşlerimi, düşüncelerimi ve değerlendirmelerimi sizlerle paylaşıyorum. Niçin mi yazıyorum? Ülkemizde dönen dolapları, şerefsizliği, ahlaksızlığı, vefasızlığı, uydurma belgelerle yurtseverlerin nasıl zindanlarda tutulduğunu, ileri demokrasi adı altındaki hukuksuzluğu, emperyalizm ile yapılan işbirlikçiliğini, bizden önceki nesillerin emekleri ve kafasında tüy bitmemiş yetimlerin hakkı ile yaratılmış kaynakların nasıl yabancıya peşkeş çekildiğini ve benimde nasiplendiğim Türkiye Cumhuriyetinin tasfiyesi ve dönüştürülmesi amaçlı dış destekli saldırılar ile bunların etrafında gelişen olayları sizlere anlatabilmek için.

Bende, yalakalık yapamasam bile, vatansever bilim adamları, aydınlar, gazeteciler, siyasetçiler ve silah arkadaşlarım zindanlarda çürürken susabilir, gözlerimi yumabilir, köşeme çekilebilir ve bunun karşılığı olarak irili ufaklı bazı arpalıklardan yemlenerek keyfime keyif katabilirdim. Bu zor dönemde ben siyaset ve eğer denebilirse köşe yazarlığı yapmaya karar verdim. Gerek köşe yazarlığını gerekse dünyanın en eski iki mesleğinden biri olan siyaseti yaşamımın daha önceki evrelerinde hiç düşünmemiştim. Şartlar, karekterim ve ülkemin içinde bulunduğu zor durum böyle bir seçim yapmama neden oldu. Hangi seçim daha yurtseverce olur kıymetlendirmesini sizlere bırakıyorum.

Epeydir Aydınlık’ta yazıyorum ama hala köşemin bir adı yok. Bazen haftada iki kere yazmama rağmen köşemin üzerinde ‘’ Haftada Bir ‘’ yazıyor. Bütün gazeteleri taradım hemen hemen her köşenin bir adı var. Bende karar verdim bu haftadan itibaren Aydınlık Gazetesinde yazılarımı yayınladığım köşenin bir adı olacak.

Ne kadar doğru olur bilemem ama, aklımın erdiği ve birikimim olduğu konularda fikirlerimi özetlemeye çalıştığım köşemin adı benim kimliğimin bir parçasını yansıtmalıydı. Tabi ki beni ben yapan unsurların başında Türklüğüm veya başka bir deyişle Türk Ulusal kimliğine bağlılığım gelmekteydi. Ama bunu zaten adım ve soyadım yeterince yansıtıyordu. Bundan sonra en önemli olmaz ise olmaz parçam denizciliğim ve askerliğimdir. Özellikle denizcilik, çocukluğumdan itibaren ilgim, uğraşı alanım, eğitim ve öğretimim, severek yaptığım mesleğim ve yürekten benimsediğim yaşam tarzıydı. Ayrıca inanıyordum ki denizcilik; kabına sığamamak, gerektiğinde az ile yetinmek, tabiata karşı direnmek ve onu dizginleyebilmek, haksızlıklara baş kaldırmak, isyan etmek, arkadaşlarını satmamak, paylaşmasını bilmek, bilim egemen kafalı, uygar, çağdaş, sorumluluk sahibi ve mert olmaktır.

İşte özetlemeye çalıştığım bu nedenlerle, karakterimi ve kimliğimi en iyi şekilde yansıtacağına inandığımdan, köşemin adını Çırnık olarak seçtim.

İyide bu Çırnık nedir?
Rahmetli babam 10’uncu yaş günümde bana bir sürpriz yaparak bir tekne armağan etti. Sakın aklınıza Rahmi Beyin Nazenin’i gibi bir şey gelmesin. Omurgası, kemere ve postaları ( Bu üçü teknenin kılçığını oluşturur ) ahşaptan, üzeri su geçirmez boyayla boyanmış branda ile kaplanmış, 4 metre boyunda adeta Kızılderili kanosu gibi bir şey. Bugün yaptırsak en fazla 500 TL’ye mal olur.

Ne kadar sevindiğimi size anlatamam. O gece sabaha kadar uyuyamadım. Hep neler yapacağımı planladım ve düşledim. Bir tek sorun vardı; babam tarafından verilen ve bordasına (teknenin yan tarafı) yazdırılan ismi. Belki de ilk defa duyduğumdan yeterince hoşuma gitmemişti. Evet babam benim için yat değerinde olan bu harika şeye Çırnık adını vermişti. Yaptığım itiraz üzerine ‘’ Oğlum Karadeniz’de en küçük tekneye ve deneyimsiz denizciye Çırnık denir ‘’ diye başlayan bir konuşma yapmıştı. Babamı çok sevdiğimden ve yeni sahip olduğum teknenin büyüsünden muhalefetimi geri çektim ve Çırnık ismini kabullendim.

Bu tarihten iki yıl sonra babamı kaybettim. Çırnık’a sahip olmamın üzerinden tam 4 yıl sonra da sınavlarını kazanarak Heybeliada’da bulunan Deniz Lisesine başladım. Birde ne göreyim, okula yeni başlayanlara acemi çaylak ( fledgling ) anlamında cırnık deniyor. Doğru tahmin ettiniz, beni de cırnık olarak çağırmaya başladılar. Aklıma yıllar öncesi yaşadıklarım ve babam geldi. Bizim Çırnık’ın Ç si olmuş C. Dil bilimciler daha iyi bilirler ama sanırım Karadenizli çırnık Heybeliada’da İstanbul Türkçesine cırnık olarak uyum sağlamış.

Şimdi izniniz olursa yazılarımı yayımladığım köşemin adı Çırnık olacak. Biliyorsunuz denizciliğe cırnık ( acemi çaylak ) olarak başladım ve geçen yıl amiral olarak bitirdim.

Şimdi ise yazar ve siyasetçi olarak en deneyimsiz yerden başlıyorum. Bu nedenle bu adın bana uygun düşeceğini değerlendiriyorum. Bilmem siz ne dersiniz? Özellikle siyasete giriş aşamasında bir çırnık olarak yaşadıklarımı, operasyona uğrayan CHP’de karşılaştıklarımı ve YCHP’yi sizlere başka bir yazımda anlatmayı planlıyorum.

Saygılar sunarım.

Türker Ertürk

Beğendim(1)Beğenmedim(0)
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Her hakkı saklıdır. © erturkturker@gmail.com