Bir Elimde İskota Diğerinde Yeke

Geçen hafta, bir dizi çalışma için Bodrum’da ve Trabzon’daydım. Faaliyetlerimin yoğunluğu nedeniyle Trabzon’da daha uzun süre kaldım ve hafta başında İstanbul’a döndüm.

Trabzon’da bulunduğumuz süre içinde; Aydınlık Gazetesi okurları için düzenlenen kahvaltıda konuşma yaptım, Milli Merkez çalışmalarına katılarak Trabzon Milli Merkez Yönetim Kurulu üyelerini tanıdım ve onlarla fikir alışverişinde bulundum, CHP Trabzon İl Başkanlığı’nı ve CHP Trabzon Merkez İlçe Başkanlığı’nı ziyaret ettim.

Daha sonra; Trabzon ve bazı ilçelerinde halkın siyasi eğilimlerini, şikayetlerini ve isteklerini ilk elden tespit edebilmek için örgütlerle, delegelerle ve farklı partilerden insanlarla görüştüm. Özellikle AKP İktidarının uygulamaları ile ilgili olarak, tabanın fikirlerini ve değerlendirmelerini aldım.

Trabzon’da iken Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) kurucusu ve Genel Başkanı Sayın Haydar Baş ile görüştüm. Kendisi beni Akçaabat’taki evinde, geniş bir kurmay heyeti ile birlikte kabul etti. Konukseverliği için Sayın Baş ve değerli arkadaşlarına buradan teşekkürlerimi iletiyorum.

Görüşme isteği, benden kaynaklanmıştı. Çünkü her gittiğim yerde bana sorulan sorular arasında; “Madem tehlike büyük, artık yaklaşımın ya millicisin ya da gayri millicisin olması gerektiğini söylüyorsunuz, o zaman niçin millici söylemler içinde olan BTP Genel Başkanı Haydar Baş ile görüşmüyorsunuz?” sorularına çokça muhatap olmuştum. Hatta; Trabzon öncesi Bodrum’da, Milli Merkez Vardiya Bizde Platformu’nun düzenlediği panel sırasında yine aynı soruyu bana yönelttiler, ben de “Bu panel sonrası uçakla Trabzon’a geçiyorum ve yarın akşam kendisi ile görüşeceğim” cevabını verdim.

Beynelmilel kimlik peşinde koşanlar kim?

Haydar Baş ve arkadaşları ile baş başa, tam 5 saat konuştuk. Hemen hemen her konuyu masaya yatırdık. “Yüzde yüz tüm fikirleriniz, dünyaya bakış açılarınız ve değerlendirmelerimiz örtüşüyor mu?” diye sorarsanız, tabii ki hayır yanıtını veririm. Ama temel sorunlara yaklaşımlarımız ve ülkemize yönelik tehdit algılamalarımız, hemen hemen aynı!

Haydar Baş ve arkadaşlarından etkilendiğimi söyleyebilirim. Bunun en büyük nedeni, milli bakış açılarıdır. Niye mi? Çünkü; yaşamım boyunca kazanımlarım, bilgi birikimim ve deneyimlerim bana göstermiştir ki, Türkiye’de İslami bakış açısına sahip olan veya bir başka söylemle paradigmasında İslam’ın ağırlığı çok olan insanlar ve örgütler, çok büyük bir oranda gayri millidir.

Ayrıca şöyle bir tespitim var, bilmem katılır mısınız: Türkiye’de Türk kimliği ile sorunu olan insanlar, hep uluslararası bir kimlik peşinde koşmuşlardır. Bunlar Türklüğü kabul etmemek için; ya ümmetçi oldular ya da sosyalist. Türklükle problemi olanlar, hep böyle beynelmilel veya enternasyonel kimlikler içine gizlendiler. Bu demek değil ki, tüm sosyalistlerimiz gayri millidir. Bugünün emperyalist işbirlikçisi Kürt Milliyetçilerinin, 1980 öncesinde mücadelelerini sosyalist kimlik altında yaptıkları, sanırım gözünüzden kaçmamıştır.

Halbuki dünyanın en modern, en çağdaş ve en hoşgörülü millet tanımı bize ait. Gazi Mustafa Kemal Atatürk “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir” diyor. Gerçekten bizim Türklüğümüzün arkasında; Türkmenlik, Araplık, Kürtlük, Çerkezlik, Arnavutluk, Boşnaklık, Lazlık, Tatarlık, Ermenilik, Rumluk, Süryanilik ve hatta Musevilik bile vardır. İşte; Erdoğan ve AKP, emperyalist işbirlikçisi olarak bu kimliğimizi çatlatmaya, birlikte yaşama irademizi bozmaya ve Türkiye’yi parçalamaya çalışmaktadır.

Duygularla ve sloganlarla olmaz!

Bugün Türkiye; varlığını sürdürmek açısından, ağır tehdit altındadır. Sorun; AKP ve Cemaat değildir. Onlar; sadece emperyalizmin projelerini gerçekleştirmek için bulup ortaya çıkarılan, desteklenen ve zaman zaman şantajla yön verilen işbirlikçilerdir.

Emperyalizm, sıkıntıları olsa da hala güçlüdür. Onunla baş edebilmek için, geniş ve kitlesel birlikteliğe ihtiyaç vardır. Bu nedenle; milli bakış açısına sahip olduğunu ilk ağızdan müşahede ettiğim Sayın Haydar Baş ve partisi ile işbirliği yapılabileceğine inanıyorum. Atatürk’te birleşen ve milli olan herkesi, armudun sapı üzümün çöpü demeden kucaklamak zorundayız. Emperyalizmle mücadele, duygularla ve sloganlarla yapılamaz. Bu mücadele; geçmişin deneyimlerini içinde barındırmalı, birleştirici ve akıl dolu olmalı ve uygun stratejiyi içermelidir.

Bu mücadelenin “Tek at, tek mızrakla” yapılamayacağını iyi biliyorum. Bu nedenle; ufkun ötesini gören bir denizci bakış açısı ile, bir elimde iskota (Ana yelkeni idare eden halat ve palanga donanımının adı), diğer elimde yeke (Dümeni idare eden kolun adı), inandığım hedefe doğru viya etmeye çalışıyorum. Haftaya Çarşamba günkü yazımda, bu konuyu açmaya çalışacağım.

6 Ekim Pazar günü saat 15:00’de, Cumhuriyetçi Birlik Platformu’nun Kadıköy Aden Otel’de düzenlediği faaliyete katılacağım ve “Tarihimizde üç baskın” konusunu anlatmaya çalışacağım.

Saygılar sunarım.

Beğendim(0)Beğenmedim(0)
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

, , , , , , , ,

Her hakkı saklıdır. © erturkturker@gmail.com