Geçen iki köşe yazımda; S-400 krizinin arka planını anlatmaya çalışmıştım. Bugün ise size, yine bu krizi başlangıç referansı yaparak, ülkemizi bekleyen en büyük tehlikeyi değerlendirmeye çalışacağım.

“S-400 bahane! Aslında ABD, Türkiye’yi boğmak istiyor!” diyenlerin olduğunu biliyorum. Evet, böyle düşünen Amerikalılar var. Hatta; böyle düşünenlerin Trump yönetimi içinde var oldukları da doğru. Ama böyle düşünmeyen, “Türkiye’ye karşı yanlış yaptık ve yapıyoruz diyen ve karşılıklı güvene dayanan iş birliğini savunan Amerikalılar da var! Aynı şey Batı dünyası için de geçerli. “Tüm Batı birlik olmuş, Türkiye’ye karşı kumpas kuruyor ve bizi yok etmeye çalışıyor!” çok yanlış bir değerlendirme. Çünkü her konuda aynı düşünen, yekpare bir Batı yok! Yekpare bir ABD olmadığı gibi! Batı, kendi içinde de birbirini yiyor. Hiçbir ülkenin dostu yok, sadece çıkarları var!

Haydut Devlet

Ülkemiz de yekpare değil. Çağdaş ve üretken bir Türkiye olduğu gibi, çağdaş olmayan, hatta yobaz olan, insanlık için bir katma değer üretemeyen ve işlevsel olmayan bir Türkiye de var! Trump demek ABD demek değil, Macron demek Fransa demek değil ve tabii ki Erdoğan demek de Türkiye demek değil!

Türkiye; tüm dünyada her geçen gün bir önceki güne göre daha fazla olacak şekilde ötekileşiyor, ötekileştiriliyor, düşmanlaşıyor ve düşmanlaştırılıyor. Hızla tırmanılan bu merdivenin zirvesinde “Haydut Devlet” (Rogue State) ilan edilme olasılığı var.

Başat Sorumluluk İktidarın

Kural ve hukuk tanımayan, küresel barışı tehdit eden, belirli bir düzen ve sistem içinde hareket etmeyen, ne yapacağı önceden tahmin edilemeyen, terörizme destek veren, kitle imha silahlarının yaygınlaşmasına yardım eden devletleri tanımlamak için “Haydut Devlet” denmektedir.

Bugüne kadar “Haydut Devlet” ilan edilip de bu durumu kazasız belasız atlatmış ve başına felaket gelmemiş tek bir örnek ülke bile yok. Bu kötü gidiş mutlaka durdurulmalıdır. Bu tehlikeli tırmanışta, ülkemiz üzerinde kötü emelleri olan, dış dünyanın bir bölümünün sorumlu olduğu doğrudur. Ama başat sorumluluk; Türkiye’yi gayri hukuki olarak yöneten, insan hak ve özgürlüklerine saygı duymayan, demokratik ülkelerin olmazsa olması olan kuvvetler ayrımını yok eden, basın özgürlüğünü katleden, devletin gücüyle muhalefeti ezmeye çalışan ve geçmişin aklı olan “Siyasal İslamcı” ideoloji ve “Yeni Osmanlı” hayali peşinde koşmaya devam eden iktidardır.

“Tek Bir Türkiye Var” Demek Çok Tehlikeli!

Bu durumda ülkece yapacağımız en kötü şey; dış dünyaya iktidarın verdiği gibi tek bir algı vermek. Yani iktidarın arkasında tek bir Türkiye var demek! Bu çok tehlikeli! İktidar bunun peşinde ve hayali düşmanlar yaratmaya çalışıyor. “Kuşatılıyoruz, sınırlarımızın ötesine yığınak yapıyorlar, ülkemizi işgal edecekler, bize füzelerle saldıracaklar, iktidarın etrafında kenetlenelim ve ittifak edelim” söylemleri uyduruktur, maksatlı olarak çıkarılmıştır ve arkasında iktidar vardır. Amaç; güçlenen muhalefeti hayali dış düşmanla baskılamak ve tek sesliliği güçlendirmektir.

Diyelim ki tehdit büyük ve ülkemize saldırı çok yakın, o zaman;

  1. Niçin Türk Silahlı Kuvvetleri’nin dörtte üçünü terhis etmeye kalkıyorsun?
  2. Niçin aynı gemideymiş izlenimini tahrip eden bedelli uygulamasını devamlı hale getiriyorsun?
  3. Niçin Osmanlı Sultanlarına bile verilmeyen askerlikten muaf tutma hakkını partili Cumhurbaşkanına veriyorsun?

Dış Mihraklar ve Muhalifler Suçlanıyorsa!

Ayrıca geçmişte ama haklı ama haksız dış müdahale yapılan ülkelere bakınız; hepsinin ortak özelliği otoriter olmaları, diktatörlüklerle yönetilmeleri ve dış dünyaya tek sesli oldukları algısını vermeleriydi. Parlamenter sistemi çalışan, eksik de olsa demokrasisi işleyen ve çok sesli bir görüntü veren bir ülkeye askeri dış müdahale olmadı, olamaz da!

Soruyorlar; “Niye her şeyden iktidarı sorumlu tutuyorsunuz?” diye. Bilinmeli ki; tüm çağdaş ve demokratik ülkelerde tüm yapılanlardan ve yapılmayanlardan iktidarlar sorumludur. Faşist ve otoriter yönetimlerde ise, ülkede kötü giden şeylerden ve olumsuzluklardan dış mihraklar ve muhalifler sorumludur.

Benimle Aynı Düşünüyorsan Gelme!

Yaşadığımız tüm felaketlerin ana nedeni tek sesli olmak. Ama şimdi “bu tek sesliliği pekiştirelim” diyorlar. Buna katılmak mümkün değil! Türkiye’nin ihtiyacı olan şey tek seslilik değil, çok sesliliktir. Sorunlarımızı çözebilmek için farklı seslere ve farklı düşünen insanlarımıza ihtiyacımız var. İktidar 17 yıldır ülkemizi yönetiyor, 2002 öncesi var olan hiçbir sorunumuzu çözemediği ve sorunlarımızı katmerleştirdiği gibi, yeni sorun alanları doğurdu, ülkemizi felakete sürükledi ve yönetilebilir olmaktan çıkardı.

Meslekteyken bir büyüğümden öğrendiğim bir sözü ve ilkeyi bir toplantı ve önemli bir karar üretme aşamasında çokça kullanırdım; “Benimle aynı düşünüyorsan toplantıya gelme, zaten ben varım. Mesaine devam et, emek ve zaman israfı olmasın”. Eğer üst düzey bir yönetici, bürokrat veya siyasetçiysem; bana benim gibi düşünmeyen insanlar lazım, benim gibi düşünenler değil!  İktidar ise etrafına ya kendi gibi düşünenleri ya da kendisinin ne kadar da güzel düşündüğünü söyleyenleri topluyor ve sonuç malum.

Tek Mikropla Yok Edilir

Halbuki aynı fikirler fakirliği, farklı fikirler zenginliği getirir. Benzer akıllar çaresizlik, farklı akıllar ise çare üretir. Her konuda duvara toslayan ülkemiz için çıkış yolu; farklı akılların ve farklı düşüncelerin birlikteliğinden geçer, farklı düşünceleri susturmaktan değil! Benzer düşüncelerden oluşan bir millet, tek bir mikropla yok edilebilir. Bu gerçek, düşünsel alanın dışında da geçerlidir. Örneğin; benzer biyolojik yapıdaki insanların (akraba evlilikleri gibi) birliktelikleri bile iyi netice vermez.

Az da olsa, bazı Osmanlı münevverleri bile bu gerçeği fark etmişlerdi. Atatürk’ün ilham kaynaklarından olan Namık Kemal “Bârika-i hakikat, müsâdeme-i efkârdan doğar” derken; “Gerçeğin ışığı, fikirlerin çatışmasından doğar” demek istiyordu. Ama bu Namık Kemal, II. Abdülhamit’in sürgünü neticesinde, 48 yaşında yaşamını Rodos’ta kaybetti, daha doğrusu öldürüldü. Namık Kemal, yaşadığımız topraklarda “Vatan”, “Millet” ve “Hürriyet” gibi kavramları bilinçli olarak ilk defa kullanan insandı. Şimdi II. Abdülhamit’i rol model alanlar ise vatan ve millet gibi kavramları kirletiyor, hürriyetlerimizi kısıtlıyor ve kendinden olmayan fikirleri yok etmeye çalışıp, hapse atıyorlar. Bu gidiş hayra alamet değil, bilesiniz!

Tek Kişilik Akılla Olmaz!

İktidar; 17 yıldır ülkemize bazen bilinçli, bazense bilinçsiz olarak, çok büyük zararlar verdi. Bu zararların en büyüğü ise ülkemizi tek kişilik aklın yönetimine gark etmiş olmasıdır. Bu aklın kim olduğu da önemli değil! Artık çağımızda toplumların ve ülkelerin sorunları bir kişilik aklın çözebilme sınırlarının çok çok ötesine geçmiş durumda. Türkiye için çözüm; bir an önce parlamenter sisteme dönerek, uzlaşmayı esas alan “Ortak Aklı” ve niteliği esas alan “Birleşik Aklı” öne çıkarmaktır. Bu akıl durumlarının gerçekten ne olup ne olmadığını merak ediyorsanız; Beyaz Nokta Gelişim Vakfının internet sitesi olan https://www.beyaznokta.org.tr/ ‘yi inceleyiniz ve çalışmalarını takip ediniz.

 Metin Aydoğan’ın Galeati Yayınlarından çıkan “Türkiye’nin 180 Yılı – Türkiye Üzerine Notlar, 1838-2018” adlı kitabını okumanızı tavsiye ederim.

Sosyal Medyada Paylaşın...
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •