Anladığımız Dil

Erdoğan geçtiğimiz Pazar bindirilmiş kıtalara yaptığı konuşma sırasında “ Eylemlere son vermez iseniz anladığınız dilden konuşuruz “ demiş. İşte sorun tam burada zaten. Halk hakkını arıyor ve faşizme başkaldırıyor anladığı dil ise Milli değerleri, demokrasi, özgürlük, insan hakları, basın hürriyeti, hukuk ve adalet.

Erdoğan’ın anladığı dil ne? Kendi ifadeleri ile “ ister asarsın ister kesersin “ kincilik, nefret, öç alma, ulusal değerlerimize saldırı, Cumhuriyetimize düşmanlık, insanları aşağılamak ve hakir görmek, bölücülük ve teröristlik.

Evet teröristlik! Emperyalizm istedi diye narko-terör örgütü ve bebek katili ile pazarlık masasına oturdu ve şehitlerimizin kanına ekmek doğradı. Ülkemizi bölüp ve parçalama hedefine yönelik açılımların önünü açabilmek için Ergenekon ve Balyoz gibi operasyonlarında savcı olarak görev aldı.

Terörizmle işbirliği sadece ülkemiz ile sınırlı da kalmadı. Komşumuz Suriye’ye emperyalizm istedi diye terör ihraç etti ve etmeye devam ediyor. Ayrıca yine komşumuz Irak’ta terör suçlusu zanlısı ve hakkında tutuklama kararı olan Tarık El Haşimi’ye kucak açtı ve Türkiye’de saklıyor. Erdoğan liderliğindeki AKP iktidarı döneminde ülkemiz hem kendisi hem bölgesi için istikrarsızlık kaynağı ve terör üssü haline geldi.

Komşumuzun teröristi Haşimi İstanbul’da Dolmabahçe’de beş yıldızlı süper lüks bir otel olan The Ritz-Carlton’nın tepesinde tüm kat ona ayrılmış olarak haremi, korumaları ile hayatını yaşıyor ve çalışanlarımızın yüzde 70’nin asgari ücretli olduğu ülkemizde faturaları siz ödüyorsunuz, biliyor musunuz?

Erdoğan’ın bize müsaadesi var!

Haşimi’nin etrafında çoğu Iraklılardan müteşekkil bir koruma ordusu var. Bunlar İstanbul’da “ Ali kıran baş kesen “ gibi dolaşıyorlar, kurumlara girip çıkarken silahlarını kimseye vermiyorlar ısrar olursa “ Erdoğan’ın bize müsaadesi var “ diyorlar.

Haşimi İstanbul’da boş oturmuyor. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun ( TMSF ) el koyduğu şirketlerin özellikle Arap zenginlerine pazarlanmasında aracı rolü oynuyor, masaya oturuyor ve yüksek miktarda komisyon talep ediyor. Ayrıca bazı AKP Milletvekilleri de bu ilişkilerde kolaylaştırıcı, kurumla ve belediyelerle irtibatları sağlayıcı görevleri yapıyor. Duyumlarımız böyle!

Yüce Türk Milleti bu olanlara bir itirazınız yok mu? Siz meydanlarda gazlanan ve cop yiyen gençler bu rezilliklerin devam etmesine gönlünüz razı mı? Özellikle AKP’li Milletvekillerinin vicdanına seslenmek istiyorum. Bunları bilmiyor olamazsınız, bu gidişe dur demeyecek misiniz?

Bu halk hareketi çevreye ve Cumhuriyetimize düşmanlığın bir ifadesi olan Taksim Gezi Parkı projesi dolayısıyla başlamıştır ama onun boyutlarını fersah fersah aşmıştır. Bu halk isyanı bir birikimin sonucudur. Toplumun kolektif bilinci tetiklenmiştir. Ağaçları kesmeyeceğiz, AVM yapmayacağız açıklamaları olayı, nedenlerini ve boyutlarını anlamamak veya anlamak istememek demektir.

Eğer AKP bu badireyi atlatırsa arkasında hiç şüpheniz olmasın 2007 Cumhuriyet mitingleri sonrası gelen Ergenekon operasyonları gibi operasyonlar gelecek, faşizm katmerlenecek ve şu anda yaşadıklarımıza rahmet okutturacaktır.
Sultan Abdülhamit bu toprakların ilk anayasasını ilan etmeye söz verdiği için 1876’da iktidara getirilmişti. Ama kısa bir süre sonra anayasayı rafa kaldırdı ve 33 yıl sürecek olan mutlak ve baskıcı bir yönetim uygulamaya başladı. Ülkedeki huzursuzlukları İslamcılığı güçlendirmek yoluyla önlenebileceğini sanıyordu.

Şeriat isteruk!

Bu baskıcı yönetime karşı örgütlenildi, isyan edildi ve 24 Temmuz 1908’de anayasa tekrar yürürlüğe sokuldu. Ama Abdülhamit bunu içine sindirmedi. Rumi takvime göre 31 Mart 1325, Miladi takvime göre 13 Nisan 1909’da başlayan gerici ayaklanmanın arkasında oldu ve destekledi. Amacı yine anayasayı kadük etmekti.

Ayaklanan, yeşil bayrak açan, “ Şeriat isteruk “ diyen gerici taifesi bazı bakanları ve mebusları öldürdüler, sokaklarda kadınları dövdüler, Deniz Binbaşı Ali Kubali’yi parçaladılar ve İstanbul’da 10 gün süreyle vahşet estirdiler. Taksim’de bulunan Topçu Kışlası mektepli subaylara kan kusan cahil alaylı subayları ile bu isyanın arkasında ve yönlendiricisi oldu.

İçinde Mustafa Kemal’inde olduğu Hareket Ordusu 14 Nisan 1909’da İstanbul’a geldi, isyanı bastırdı ve Abdülhamit’i tahtından indirdi.

Yaklaşık 100 yıl sonra bugün; sultan olmak isteyen, ülkemize uygulamaları ile istibdat yaşatan, toplumu 4+4+4 olarak adlandırılan çağdışı eğitim sistemiyle ortaçağ karanlığına sürüklemek isteyen, insanlarımızın hayat tarzına karışan ve sınırlandırmalar getiren, Cumhuriyetimizin kurucu ideolojisine düşmanlık eden, gerici ayaklanmanın merkezini ( Taksim Kışlası ) ihya etmeye çalışan, emperyalist işbirlikçiliği ve bölücülük yapan, Yavuz Sultan Selim adıyla mezhepsel hassasiyetlerimizi kaşıyan Erdoğan’ a dur demek ve tahtından indirmek için halk hareketi başlamış ve tüm yurda yayılmıştır.

O gün Selanik’ten gelen Hareket Ordusu’nun yaptığını bugün kaderine sahip çıkmak isteyen Türk Halkı yapmaktadır.

Saygılar sunarım.

Türker Ertürk

Beğendim(0)Beğenmedim(0)
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Her hakkı saklıdır. © erturkturker@gmail.com