ABD Başkanı Trump’ın Erdoğan’a yazdığı mektup, gündeme bomba gibi düştü. Önce sosyal medyayı karıştırdı, “Yok artık, insaf! Bu kadar da olmaz!” dedirtti. Hatta iktidarı karalamak için yapıldığı, “uyduruk ve montaj” olduğu iddia edildi ama en sonunda Washington’dan doğrulama geldi. Trump mektubunda; Erdoğan’ı “sert adam olmaması, aptal olmaması” konusunda uyarıyor ve “Suriye konusu insancıl bir yolla çözülmezse, Türkiye ekonomisini mahvedeceğim!” tehdidini savuruyor. Burada “insancıl yolla” dediği; “benim istediğim gibi” demektir.

Bu mektuba nereden bakarsanız bakın; çok açık bir aşağılama ve hakaret içeriyor. Ancak kavgada ve mahalle arasında söylenebilecek sözler bunlar. Yenilir, yutulur gibi değil! Mektup Erdoğan’ı hedef almış olsa da Cumhurbaşkanı olması nedeniyle, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Milleti de rencide olmuştur. Gereği yapılmalıydı ama nerede!

İktidar bırakın tepki koymayı, çok zor durumda olduğu için yenilir, yutulur gibi olmayan ve Barış Pınarı Harekâtının başladığı gün gönderilen bu mektubu yedi, yuttu ve kamuoyundan gizledi. Beyaz Saray mektubu kasti olarak basına sızdırmasaydı, biz bu konuyu öğrenemeyecektik. Mektubun yırtılıp çöpe atıldığı da doğru değil! Hatta “akıllı olunacağı” konusunda karşı tarafa güvence verildiği için ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence yanına Dışişleri Bakanı Pompeo’yu da alarak konuyu çözmek için Türkiye’ye geldi.

Osmanlı’nın Torunuyum Ama!…

Erdoğan önce görüşmem dedi ama pabuç pahalıydı ve görüşmek zorunda kaldı! Hem de ne görüşme! Uluslararası protokol kurallarına aykırı olarak, bir ülkenin protokolde ikinci sırada olan adamıyla masada eşit statüde ve yan yana oturarak. Bu olay da mektup kadar Türk Milleti’ni rencide etmiştir. “Osmanlı’nın torunuyum” de, “Yeni Osmanlı ideolojisi peşinde koş ama Osmanlı’nın bile yaptığının tam tersini yap!

Kanunî Sultan Süleyman, 16. Yüzyılın başında Fransa Kralı Fransuva’yı esaretten kurtarmış ve sonrasında Fransuva’ya Fransa’nın acizliğini gösteren ve biraz da rencide eden o meşhur fermanını göndermişti. Ayrıca; bu olaydan sonra protokol olarak Fransa Kralı, Osmanlı’nın ikinci adamı konumundaki Sadrazam’ın eşiti sayıldı ve Osmanlı Padişahı ikisinden de daha yukarıda kabul edildi. Dün (17 Ekim 2019), Ankara’da bu olayın tam tersi tecelli etti!

Ayar Verdi, Tehdit Etti, İşi Bitirdi!

Daha açık olmak gerekirse; Trump önce mektupla ayar verdi ve tehdit etti, daha sonra yardımcısını gönderip tehdidin içeriğini kapalı kapılar ardında iyice somutlaştırdı ve işi bitirdi. İktidar, Suriye’de başlangıçta açıkladığı siyasi hedeflere ulaşmadığı halde teslim oldu ve harekâtı bitirmek zorunda kaldı. Çünkü; ABD tarafından yönlendirilen tehdidin ve şantajın boyutları çok büyüktü. Hani terör örgütü teslim olmadan, silahlarını bırakmadan bu harekât bitmeyecekti? 120 km’lik bir cepten PKK’nın uzantısı PYD’nin biraz güneye inmesi, harekâtın hedeflerine ulaşılması anlamına gelmiyor ki!

Trump tarafından gönderilen mektubun seviyesizliğine gelirsek; bu da oyunun, planın ve Türkiye’ye karşı sürdürülen harbin bir parçası. Daha geçen yazımızda anlatmıştık. ABD, kendi çıkarları paralelinde yönlendirebilmek ve ayar vermek için Türkiye’ye karşı 5. Nesil Savaş kapsamında, yoğun Bilgi Harbi uyguluyor. Trump’ın, sosyal medya mesajları, mektubu ve açıklamaları bu kapsamda değerlendirilmelidir. Diplomatik dilin Türkiye’deki iktidar üzerinde yeterince tehdit algısı yaratmadığı görülünce, son gönderilen mektuptaki dilin nezaket seviyesi kasti olarak düşürülmüş.

Suriye, Eski Suriye Olmayacak!

Suriye konusunda, ABD ve Rusya zımnen anlaşmış durumda. Artık herkes Suriye’nin eski Suriye olmayacağının bilincinde. Yeni Suriye farklı tanımlar ve isimler altında da olsa, sonuç itibarıyla federatif bir yapı içinde olacak ve Kürtler ülkenin kuzeyinde otonom bir yapıya sahip olacak. Eğer Türkiye, Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) Suriye bacağı kapsamında, Mart 2011’de başlatılan vekâlet savaşının ateşine odun taşımasaydı, İhvan destekçiliği yapıp Beşar Esad’ı yıkmaya çalışmasaydı, bu durum hâsıl olmayacaktı.

Epeydir ABD ve Rusya, Türkiye üzerinde de satranç oynuyor. Her ikisi de Türkiye’nin PYD’ye zarar vermesini istemiyor ve bu yapının yeni Suriye’de artık oyuncu olacağının farkında. ABD, Türkiye’ye Suriye’deki harekât konusunda sınırlı bir müsaade verdi. Artık daha fazla oyalayamayacağını gördü. Oyalamaya devam ettiği takdirde, Türkiye’yi iyice Rusya’nın kucağına iteceğinden korktu. Trump’ın sosyal medya mesajları, mektubu, tehdidi, yaptırımlar ve Halk Bankası hamleleri harekâtı sınırlandırmak içindi ve bunu başardılar.

Herkes Kazandı Ama Türkiye Kaybetti!

Rusya da Türkiye’yi Batı’dan koparmaya, kendi ulusal hedef ve çıkarları için kullanmaya çalışıyor ve bu yüzden iktidara katlanıyordu. S-400 de bu kapsamda Rusya’nın hamlesiydi. Bu nedenle Türkiye’nin Barış Pınarı Harekâtına yol verdi. Ama iktidarın kafasındakileri bildiğinden harekâtı sınırlamak için Kürtlerle Beşar Esad arasında arabuluculuk yaptı ve Suriye rejim güçlerinin Rakka, Ayn-el Arap (Kobani) ve Menbiç’e girmesini sağlayarak, Türkiye’nin güneye doğru önünü kesti. Yani Türkiye, ABD ve Rusya tarafından hem ayrı ayrı, hem de beraberce sıkıştırıldı, eli kolu bağlandı ve manevra alanı daraltıldı. Suriye’nin kuzeydoğusundaki 120 km’lik cepte bulunuyor olmamız da esasında siyasal çözüm masası öncesinde ABD’nin pazarlık gücüne katkı yapıyor.

Demem o ki; herkes kazandı (ABD, AB, Rusya, Suriye) yalnız Türkiye kaybetti. Hem de sahada, çatışma alanında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin başarısına rağmen maalesef masada kaybettik. Bu rotada gidersek, daha çok kaybedeceğiz. Nedeni ise; iktidarın yanlış siyasi hedefi, geçmişte Suriye konusunda yaptığı fahiş ve affedilmez hatalar, hala yanlışı yanlışla düzeltmeye çalışmasındaki ısrar ve bizatihi kendisinin geçmişte yaptığı yanlış işler nedeniyle Türkiye’nin yumuşak karnı olması, tehdide ve şantaja açık hale gelmesidir.

Şimdi sıra; bu başarısızlığın halka başarı olarak takdim edilmesine, “Amerika’ya baş eğdirdik” yalanına ve ele geçirilmiş medya ile halkın kandırılmasına geldi.

Türker Ertürk

Sosyal Medyada Paylaşın...