16 mı, 152 mi?

16mı

Son yıllarda Ege Denizi’nde bulunan 16 adamızın işgal edildiği çokça yazılır ve anlatılır oldu. Komşumuz Yunanistan’ın Ege’de bulunan egemenlik haklarımıza yönelik girişimleri olduğu doğru ama bu sayının 16 adayla sınırlı olduğu yanlış bir bilgi. Gerçekte Yunanistan Ege’de egemenliği hangi ülkeye (Türkiye-Yunanistan) ait olduğu tartışmalı 152 ada, adacık ve kayalığa tek taraflı, gayrihukuki girişimlerle sahip çıkmaya çalışmakta ve AKP yönetiminde Türkiye’de bu konuya duyarsız kalmaktadır.

2010’dan beri verdiğimiz konferanslarda ve katıldığımız panellerde bu konuyu da aydınlatmaya çalıştık ve sayının 16 değil 152 olduğunu söyledik. 24 Nisan 2012’de Aydınlık Gazetesi ve 20’ye yakın internet sitesinde yayınlanan “Dengeye doğru” başlıklı yazımızda sayının 16 değil 152 olduğunu yazdık. Hatta konun önemi, gösterilen ilgi ve davet üzerine İstanbul’da Göztepe Parkı’nda Taksim Gezi olayları sonrası kurulan Bağdat Caddesi Platformu’nda geniş kalabalıklara da 152 ada, adacık ve kayalık sorununu ayrıntıları ile 2013’de anlattık.

Türk Deniz Kuvvetleri’ne bağlı Seyir Hidrografi ve Oşinografi Daire Başkanlığı, Ege Denizi’nde 1800 civarında ada, adacık ve kayalık bulunduğunu, bunlardan Girit dahil 100 civarında adanın meskun olduğunu, geriye kalan büyük çoğunluğunun ise insanların yaşamasına elverişli olmayan adacık ve kayacıklardan oluştuğunu söylemektedir.

Hukuki metinler

Girit’in 1645-1669 yılları arasında Osmanlı topraklarına dahil edilmesiyle içinde bulunan ada, adacık ve kayalıklarla beraber Ege’nin tamamı Osmanlı’nın bir iç denizi haline gelmişti. Bu durum 19. Yüzyılın ilk yarısına kadar böyle devam etmişti.

1821 Yunan isyanı, 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı ve Edirne antlaşması sonrasında Yunanistan’ın 1830’da bağımsızlığına kavuşması ile Ege’de durum değişmeye başladı. Bağımsızlıkla birlikte Mora yarımadasının civarındaki adalar, Kuzey Sporad adaları, Eğriboz dahil Kiklat adaları Yunanistan’a bırakıldı.

1830’dan itibaren tarihi süreç içinde Ege adalarının hukuki statüsünü belirleyen ve adaların egemenliğini Osmanlı’da alıp Yunanistan’a veren çeşitli antlaşmalar ve protokoller yapılmıştır. Bunlar; 8 Nisan 1865 Osmanlı-Yunanistan Katılma Senedi, 18 Ekim 1912 Uşi Barış Antlaşması, 30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması, 14 Kasım 1913 Atina Antlaşması, 13 Şubat 1914 Altı Büyük Devlet Kararı, 24 Temmuz 1923 Lozan Barış Antlaşması, 4 Ocak 1932 Türk-İtalyan Sözleşmesi ve 10 Şubat 1947 Paris Antlaşması’dır. Özetle söylemek gerekirse Ege adaları, adacıkları ve kayalarının egemenliği ile ilgili hukuki durumlarını belirleyen hukuki metinler yukarıda saydıklarımızdır. Yani yukarıda belirtilen hukuki metinlerle Yunanistan’a devredilmemiş adalar Osmanlı’nın ardılı olan Türkiye Cumhuriyeti’ne aittir.

Sorun kayalık değil!

Ege’de bazı adaların Türkiye-Yunanistan arasında aidiyetinin tartışmalı olduğu sorunu Figen Akad isimli Türk ticaret gemisinin 25 Aralık 1995’de Kardak kayalıklarında karaya oturması ile başlayan gelişmeler sonrasında anlaşıldı. Gelişmeler ve çalışmalar gösterdi ki, sorun Kardak ile sınırlı değildi. Ege’de bu durumda 152 ada, adacık ve kayalık vardı.

Kardak kısa sürede krize dönüştü ve Türkiye ile Yunanistan’ı savaşın eşiğine kadar getirdi. Sorun kayalık sorunu değildi! Sorun egemenlik, karasuları, kıta sahanlığı, Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ve bu alanların içinde bulunan ticaret, protein, maden, petrol ve doğal gaz gibi ekonomik imkanlara sahip olma ve bunun katma değerini kendi ülkene ve vatandaşlarına kazandırma sorunuydu.

Yunanistan bugün bu 152 coğrafi formasyona sahip olabilmenin hukuki alt yapısını oluşturmaya çalışmakta ve girişim üzerine girişim yapmaktadır. AKP yönetiminde Türkiye ise bu duruma sessiz kalmaktadır. Bu sessizliği nasıl adlandırırsınız bilemem, takdir sizin!

Saygılar sunarım.

Türker Ertürk

Beğendim(18)Beğenmedim(0)
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

, , , , , , , , , ,

Her hakkı saklıdır. © erturkturker@gmail.com